Harbiye ve Defne'yi ayrı başlıklar altında yazacaktım. Olmadı ayıramadım, ayrılmadılar, birbirlerine o kadar kaynaşmışlar ki.
Harbiye, Antakya'nın hemen dışında ağaçlar içinde, yemyeşil, her yerden suların aktığı, şelalelerin seslerinin duyulduğu bir vadi. Antakya Harbiye arasında adım başı kasap-fırın-künefeci dükkanı. Yeme içme yerleri yaygın. Belli ki Hataylılar buraya pikniğe, yemeğe, gezmeye geliyorlar.
Masaların bir kısmı suyun içinde, ayaklar akan dereye sokuluyor serin serin, gel keyfim gel. Biz yapamadık o keyfi, hava yağmurlu, zor yürünüyor patika ve merdivenlerden, çamurlu ve kaygan. Oturamadık masalara ama hayal edebiliyordum sıcak havalarda ne kadar güzel olacağını.
Harbiye Antakya'ya 8 km, Antakya'nın devamı gibi hiç boşluk yok aralarında. Şehirden 8 km sonra cennettesin, daha ne olsun.
İşe gitmek için her gün 40 km gidip, 40 km geldiğimi düşününce tuhaf oldum üstelik promosyon olarak da trafik stresi var. Biz sanki yolda yaşıyoruz. Yolda geçen zamanımızı toplam yaşadığımız zamandan düşersek, bizim hayatımız iyice kısalır. Küçük şehirde yaşayanlar bize göre çok daha şanslılar bu konuda.
Ankara'da benim eve en yakın piknik, yürüme, gezme yeri,10 km. Eymir ve Gölbaşı. Harbiye'yle kıyaslayınca yüzüme gülümseme gelmiş, Belkıs eliyle dokundu, daldın yine dedi. Evet dalmışım. Düşündüm de, Harbiye piknik yeri iyi ki Ankara yakınlarında değil, eğer olsaydı artık yoktu harbiye, tüketirdik hemen. Eymir ve Gölbaşıda güzel yerler, seviyoruz, sık sık gidiyoruz. Ya onlar da olmasaydı.
Gelelim Defne'ye, Defne bir ağaç, eski yunan kökenli bir isim, değiştirmemişiz ismini nedense, bize ait değil diye. Ne kadar da güzel bir isim, içimize işlemiş. Çocuklarımıza isim olarak vermişiz. Defne ağacının nasıl oluştuğu aşağıdaki mitolojide ne güzel anlatılmış, hem de Harbiye'de geçiyor, evet burada, Harbiye'de, şu an bulunduğumuz yerde, ne kadar farklı bir duygu, müthiş bir miras bırakılmış bize. Binlerce yıl önce burada yaşayan insanlar atalarımız, yazmışlar bu hikayeyi.
DEFNE İLE APOLLON'UN HİKAYESİ
Defne ile Apollon'un hikayesi Antakya Harbiye'de geçmektedir. Hikaye uzun ve süslü anlatımlar içermekle birlikte, kısaca özetleyeceğim.
Apollon mitoloji de güneşin, ışığın, şiirin, müziğin, okun, kehanetin tanrısı. Zeus’un oğlu, Apollon çok iyi bir okçudur.Defne ise nehir tanrısı Peneus’un kızı. Çok güzel olmasıyla ünlü olan Defne hayatı boyunca evlenmemeye kararlıdır.
Günlerden bir gün Apollon, altın savaş arabasıyla gökyüzünde gezerken kendisi gibi bir okçu olan aşk tanrısı Eros ile karşılaşır. Apollon Eros’a seslenir:
- Ey aşkın tanrısı! Bu oklar senin eline hiç yakışmıyor. Onları bana verirsen, savaş meydanlarında kullanırım. Bilirsin benim attığım ok yerini bulur, bu konuda benim üzerime yoktur.
Eros Apollon’un bu küçümseyici tavrına çok sinirlenmiş. Apollon'a demiş ki:
- Senin okların her şeyi vurur mutlaka. Ama unuttuğun bir şey var ki o da benim oklarım seni bile vurabilir. Beni neden böyle küçümsüyorsun.
Eros, Apollon'dan intikam almaya yemin eder.
Apollon bir gün Defne'yi görür çok beğenir, hayran olur. Aşk tanrısı Eros'da onları izlemektedir. İntikam vakti gelmiştir. Eros, biri altın, biri de kurşun olan iki ok hazırlamış. Altın oku Apollan’a fırlatıp, onu tam kalbinden vurarak Defne’ye aşık olmasını sağlamış. Kurşun oku ise Defne’ye fırlatıp onun da Apollan’dan nefret etmesini sağlamış.
Bir an gelmiş ki Defne artık Apollon'un nefesini hissetmeye başlamış ensesinde. Yorgunluktan daha fazla kaçamamış. Birden durarak ayağı ile toprağı eşelemiş ve nehir tanrısı babasından yalvararak yardım istemiş. Defne'nin içten yalvarışını duyan babası, dayanamamış, kızına dönüşüm yeteneğini kullanarak yardım etmiş.
Defne’nin ayakları toprağın derinliklerine doğru kaymış, yeryüzündeki bütün kadınları kıskandıran bedeni kabuk bağlamış, kokusundan bütün canlıların başını döndüren saçları da yapraklara dönüşmüş. İnce, narin kolları uzayıp dalları oluşturmuş ve güzel Defne bir ağaca dönüşmüş, defne ağacı.
Ne yapacağını şaşırmış genç ve güçlü Apollon. Üzüntüden bol bol gözyaşı dökmüş ve defne ağacına sarılmış. Güzelim yapraklarının kokusunu doyasıya içine çekmiş. Apollon Defne ağacına şöyle demiş:
- Ey güzeller güzeli, Madem ki benim karım olamadın o zaman benim onur ağacım olacaksın. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış
yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.
yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.
İşte bu Harbiye'nin şelaleleri de güzel Defne'nin döktüğü gözyaşlarıdır !
HARBİYE VE DEFNE, DEVAMI
Ne güzel anlatılmış değil mi Defne, ta bin yıllar öncesinden. Defne, Akdeniz yöresine has bir ağaç türü. Yaprakları yaz kış yeşil kalıyor, yaprakları kurutularak satılıyor. Defne yağı ile sabun yapılıyor, defne sabunu. Tavsiye ederim ben kullanıyorum. Hatırlıyorum da Rahmetli Barış Manço'da bir programında, saçları için defne sabunu kullandığını söylemişti. Defne yaprağının çayı yapılır, pek çok hastalıklara iyi geldiğine inanılır.
Bütün dünyada, taçlarda defne yaprağı şekillerinin kullanılması bu nedenledir.
Defne yaprakları gerçekten çok güzel kokuyor, bütün dünyada, ızgara et, balık ve haşlamalarda defne yaprağı kullanılıyor, lezzet artırıcı olarak. "Isparta gül" ünde nasıl dünyada bir numara isek, defne yaprağında da öyleyiz. En büyük ihracatçısıyız. Satmadığımız ülke yok. Apollon ve Defne sağ olsun, ne güzel bir bitki bırakmışlar bize.
Harbiye'den güzel duygularla ayrılıyoruz. Şehrin bu kadar yakınında böyle bir mitolojik doğa harikası olması ve bizimde burayı ziyaret etmiş olmamızdan büyük keyif alıyoruz. Şehir yönünün tersine bir kaç kilometre daha gidiyoruz. Trafik levhasında Lazkiye yazıyor, farklı renkle. Lazkiye 90 km.
Suriye sınırına yakın olduğumuzu hatırlıyoruz. Keşke savaş olmasaydı da Lazkiye'ye gidebilseydik. Bir saat sonra ordaydık. Yıllar önce hatırlıyorum, Halep'e gidilebiliyordu, üstelik yalnızca kimlikle, günübirlik git gel ne güzelmiş. Fırsat bulup da gidememiştik istediğimiz halde. Çok güzel tarihi bir kentmiş. Keşke gitseymişiz. Savaş nedeniyle Halep'te taş üstünde taş kalmamış.
Tekrar Antakya'ya dönüyoruz, vakit ne kadar çabuk geçiyor. Daha Arkeoloji müzesi gezilecek, alışveriş yapılacak, Samandağ'a gidilecek, hiç bize göre değil ama plan yapıyoruz hızlanmak için.
Devamı yazımda Hatayı gezmeye devam ediyoruz.