21 Mayıs 2020 Perşembe

Pilotluk Maceram

1988 İLKBAHAR
Artık askerliğin son dönemleri, Terhis Temmuz sonu, sonra gerçek hayat. Asteğmen olarak kışla yerine Kayseri'de fabrikada askerlik yapmak, güzel hayat. Dönem arkadaşlarınla bir aradasın, meslektaş hepsi, genciz, para da kazanıyoruz, akşamları da subay gazinosunda yeme içme, sohbet muhabbet, bilardo, king, briç, daha ne olsun, sonu gözükmüş askerliğin, iş aramalı ve gerçek hayata hazırlık yapmalıydık.

PİLOTLUK NİYETİ
Yaz başı gazetelerde bir haber çıktı, THY pilot ihtiyacını karşılamak için ilk defa, yetiştirmek üzere pilot adayları arıyordu. Bir yıllık eğitimi  Yugoslavya'da, şu anki Sırbistan, Hırvatistan, Bosna'nın olduğu yer. Şimdi olduğu gibi her okuldan, her bölümden değil, sadece ODTÜ'nün ve İTÜ'nün havacılık, uçak, elektrik gibi mühendislik bölümlerinden adaylar kabul ediliyor. Bir de boy, kilo ve göz kusuru gibi şartları var. Arkadaşlardan şartlara uyanlar olarak konuştuk, üç dört kişi vardı uygun olan, başvurmaya karar verdik. 
Böyle fırsat her zaman ele geçmez, hepimiz bekarız, hostesler güzel, pilotlar da havalı, daha ne olsun, kimse işin maddi yönüyle ve çalışma şartlarıyla ilgilenmiyordu; maaş kaç para, sosyal şartları nedir, mecburi hizmeti var mı? Varsa yoksa hostesler ve havalı hayat. Bu kadar bekar ve genç erkek bir araya gelince başka bir şey de beklenmez. Aklımız başka yerdeydi. Hem mühendislik yapıp da ne olacaktı.

Ehliyetimi bile askerde aldım, ehliyet aldığım arabadan başka da bir araba kullanmamıştım. Murat 131'di yanlış hatırlamıyorsam, yani Şahin'in babası. Saatlik kiralanıyor, şoför de öğretiyordu güya. İki kez yarım saat araba kullanmayla ehliyet almıştım. Araba kullanmayı bile bilmeyen ben pilot olacaktım, kendi kendime gülüyordum, tilkiyi kümese bekçi yapmışlar, ne kadar ücret istersin diye sormuşlar, gülmekten söyleyememiş. Arkadaşlarım da aynı benim gibi, demek ki biz de pilot olabilirdik.

Sağlık şartlarına çok önem veriliyordu, pilotlukta önemliydi. Lise sonrası Hava harp okuluna girmeye niyet etmiştim de, göz derecesi sıfır olacak deyince başvuru dahi yapamamıştım. Burada göz en fazla bir numara miyop olabilir yazıyor. Bana uygun, yarımdı benimkiler ama ne olur ne olmaz, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.

Bir hafta sonra İstanbul'a sınava çağırdılar, risk almak istemedim, boş yere İstanbul'a gitmiş olmamak için hemen askeri hastaneye gittim, gözlerimi kontrol ettirmeye, ne olur ne olmaz. Göz doktoru da asteğmen, soy ismi de Genç, ne tesadüf benimle aynı, sohbet ettik Hacettepe mezunu ve Kırşehirli. Şaka yapıyor zannettim, biz hep yapardık askerde. Yeni gelen asteğmenlere eskilerden biri binbaşı, albay elbisesiyle şaka yapar, gülerdik. Yemin billah etti, kontrol ettim kimliğini, doğru, sohbet ettik biraz, soy isimlerimiz aynı ve Kırşehirli olmamıza rağmen hiç bir akrabalık bağımız yok, hemşehriyiz o kadar. Anlattım durumu, gözlerimi iyice muayene etti, evet yarım numara, çok çok hassas olurlarsa sıfır yetmiş beş olur, merak etme her şartta birden küçük senin gözlerin dedi. Rahatladım, bekleyin beni hostesler, İstanbul'a gidebilirdim artık.

İSTANBUL
İstanbul'a nasıl gittim hatırlamıyorum, askeri kurye uçakla ya da otobüsle. Nerede kalacağım. İstanbul'u iyi bilmiyorum. Daha önce yalnızca iki kez gittim ama İstanbul kolay, adresleri rahat buluyorum. Harbiye ordu evine git, asteğmenleri almazlar oraya ama dene şansını dedi arkadaşlar. İşimi şansa bırakamazdım, benden bir dönem önce terhis olan Sırrı İstanbul'da çalışıyor, iyi arkadaştık.
Aradım uygunum gel bende kal dedi, evi Şirinevler'de, çok uzak, sınav Cerrahpaşa'da hastanede. Orduevi olmazsa Sırrı var nasıl olsa, içim rahat.

Bir gün önceden gittim İstanbul'a. Sınavda yorgun olmak istemedim. Ver elini istiklal, Taksim, Harbiye orduevini buldum, resepsiyonda asteğmen, rütbedaş, her zaman resepsiyonda olmazmış şanslıymışım, hemen bana bir oda ayarladı, boğaz manzaralı, balkonlu, bir kaç gün kalırsın sorun olmaz ben idare ederim dedi, çok kibar çocuk. Eşyalarımı odaya bıraktım, iki kişilik odada bir kişi kalıyorum, gerçekten balkonlu ve boğaz manzaralı oda, helal olsun resepsiyondaki asteğmene. Duşumu bile almadan doğruca Taksim, İstiklal. THY Genel müdürlüğüne de çok yakın. Önce oraya gitmemiz gerekiyor.
THY genel müdürlüğüne gittim, boşuna gitmişim. Önce sağlık muayenesi olmanız gerekiyor denilince, çıktım oradan.

MCDONALDS HAMBURGERCİ
Bazı olaylar zamanında değerlidir, anlatacağım olay şimdi saçma gelebilir ama o zaman çok önemliydi. Televizyonda haberlerden öğrenmiştim, Türkiye'de ilk McDonalds Taksim'de açılmıştı. Önemli olmasa haberler verir mi hiç.  Hayatımda ilk defa hamburger yiyeceğim, evet ilk defa. Patates kızartması da yapıyorlar sıcacık. Müthiş bir lüks. Uzun bir sıra var hamburgercide girdim bekledim sırayı, sıra bana geldi, aldım hamburger ve patates kızartmasını. Hamburger de sıcacık. Tertemiz her şey, tepsiler, masa, üstelik yanına da ketçap veriyorlar, fiyatı da çok ucuz.
Isırdım bir parça, süper bir lezzet, ne kadar güzel bir yiyecek, hele patates kızartması. Akıllı adamlar şu Amerikalılar, ağızlarının tadını da biliyorlar. Hamburgeri bir iki ısırmada yedim, peşinden sıcak patatesi. Sonraları Ankara'ya da açılmıştı McDonalds, bazen yalnızca patates kızartması yemek için bile giderdik.

Bu yazıyı okuyunca amma da attın, alt tarafı bir hamburger diyeceksiniz, ama doğru anlattıklarım, ilk defa yediğimden olsa gerek, şahane gelmişti bana, hepimiz için öyleydi.  Şimdi düşünüyorum da belki son 15 yıldır hiç hamburger yemedim, yemem de, sevmiyorum. Fast food olarak başka yiyecekleri tercih ederim, döner ekmek, kokoreç, köfte yerim daha iyi.
Bir yıl sonra Amerika'ya gittiğimde konuştuğum Amerikalı, yalnızca çocuklar gider Mcdonalds'a demişti de, ben de ukala dümbük amma attın demiştim içimden, haklıymış. Bizde de aynısı oldu değil mi?
Biraz İstiklalde turladıktan sonra orduevine geri döndüm.

HARBİYE ORDUEVİ
Hayatımda ilk defa bu kadar lüks bir yerde kalıyorum, çok gösterişli her yeri. Rahat değilim yine de, etraftakiler, masalarda oturanlar kelli felli paşalar, bakımlı yaşlı bayanlar de eşleriydi herhalde. Paşa benim gözümde ilah gibi, ben alt tarafı kıçı kırık asteğmen. Dayanamadım, usulca iliştim uzak bir masaya ürkek ürkek. Garson geldi hemen, komutanım ne istersiniz diye sordu, garson asker bile havalı. Dondurma söyledim,  afiyetle götürdüm mideye, nefis. Menüye göz gezdirdim, fiyatlar komik, Kayseri orduevi de ucuz ama İstanbul'un göbeğinde bu kadar lüks bir yerde tuhaf gelmişti bana.
Odama çıktım, biraz ilerde aşağıda konser veriliyor, balkondan görebiliyorum, tam önümde, amfi tarzında bir yer, melodiler duyuluyor, bilindik sanatçılardan biriydi, hatırlamıyorum şimdi.

HASTAHANE, MUAYENE
Erkenden kalktım,  tahliller olur diye kahvaltımı bile yapmadan yola düştüm, Aksaray'dan geçen bir otobüse bindim. Çabucak vardım.
Kalabalık değil Cerrahpaşa'da gittiğim bölüm, yalnızca pilotlar ve adayların bir kısmı var. Sırayla yapıyorlar muayeneyi. Kan verdim mi hatırlamıyorum. Gözlerimize ilaç damlattılar, yarım saat bekledik, önce arkadaşım girdi, çıkışta; hepsini okudum, kartal gözlüymüşüm dedi, ne demekse. Biraz sonra ben girdim, bazılarını okuyamadım. Göz numaran bir buçuk dedi, itiraz ettim, gelirken kontrol ettirdiğimi söyledim, tekrar okuttu yine okuyamadım. İçimden okkalı bir küfür ettim, Kayseri'de beni kontrol eden  asteğmene. Geçmiş olsun, buraya kadarmış, elveda pilotluk hayali. Çıktım hastaneden, devamını yapmaya gerek görmediler nasıl olsa elenmiştim.
Telefon ettim arkadaşım Sırrı'ya akşam sendeyim bekle geliyorum. Atladım otobüse doğru orduevine, topladım çantamı çıktım. Akşama kadar, İstiklal, "Şampiyon kokoreç" Eminönü, vakit öldürdüm, tadım kaçmıştı.

Akşam Sırrı ile hasret giderdik, hazırlamış çilingir sofrasını efkar dağıttık o gece. Sabah kalktığımda Sırrı yoktu, işe gitmiş. Çıktım evden doğru Topkapı'ya, otobüs terminaline, ver elini Kayseri.
Boşuna gelmiştim İstanbul'a, bile bile lades gibi ama değişiklik iyi geldi bana, iyi değerlendirmiştim zamanımı.

HESAPLAŞMA
Aynı hafta tekrar gittim Kayseri'de askeri hastaneye, tekrar muayene, sonuç aynı, yarım numara. Bu sefer ettiğim küfrün yönünü İstanbul'a çevirdim. Birileri bana numara çekiyordu ama anlayamadım. Pilot olmam istenmiyordu sonuç olarak. Zaten hostesler güzel değil, pilotlukta şoförlükten farklı değil, uzanamadığın üzüm misali. Her işte bir hayır var diyerek pilotluk defterini bir daha açmamak üzere kapattım.
Sonradan öğrendim, hep uyuyan bir asteğmen vardı, gece gündüz oturduğu yerde uyuklardı, o kazanmış sınavı, helal olsun dedim kendi kendime, benim uçtuğum uçağa denk gelmez umarım.



1 yorum:

  1. O asteğmeni söyle de kullandığı uçağa binmeyelim. Eline sağlık, güzel olmuş, devam.

    YanıtlaSil