23 Mayıs 2020 Cumartesi

Annem, Babam,Geçmişim, Bölüm 3



NEŞET ERTAŞ VE USTALAR
Her iki köyün düğünleri çok farklı. Kırşehir'de düğünler çok renkli. Köçek olur mutlaka. Köçeğin ne olduğunu biraz anlatmam gerekiyor, yeni nesil ya da bu kültüre uzak olanlara yabancı bir kavram. Köçek kısaca kadın kılığında erkek dansçı demek. Bildiğimiz bıyıklı, esmer, evli barklı, çocukları olan kara yağız bir erkek. Pantolon üzerine süslü, pullu lastik belli dansöz eteğini giyer, gömleğinin üzerine pullu sütyenvari aksesuarını takar, makyaj  ya da topuklu ayakkabı yoktur. Parmaklarına da zillerini alır, her koşulda oynar ve katılanları coşturur.

Köçek, atılan bahşiş paralarını da grubu adına, geriye doğru köprü kurarak, ağzıyla toplar. Bildiğimiz beden eğitimi dersinde öğretmenlerin bize zorla yaptırmaya çalıştığı ama bizimde hiç bir zaman yapamadığımız köprü kurma hareketi var ya işte, aynısı. Bazılarımız beden dersinde bu hareketi yapmaya çalışırken bellerini incitip, bir kaç hafta bel ağrısı çekerdi. Köprü hareketi beden eğitimi derslerinin klasiğiydi, hem de her yıl bıkmadan usanmadan. Neden köprü hareketini yaptırdıklarını anlamış değilim henüz. Bir de amuda kalkma hareketi vardı başımızın belası. Köçekler bir değil beş değil sürekli köprü hareketiyle para toplardı, para atan çok olursa, yetişemezdi toplamaya, çaktırmadan eliyle toplardı o zamanda.

Davul zurna klasiğinin yanında, erkek dansçı köçek, kemancı, darbukacı ve saz heyetiyle birlikte gelirlerdi Kırşehir merkezden, onlara "ustalar" diye hitap edilirdi.
Ustalar Kırşehir'de ve Kaman'da birlikte yaşarlar. "Abdal" denilirdi onlara, tenleri esmerdi, belki güneş yanığı, belki çok içki içtiklerinden belki de doğuştan esmerler. Ayrı mahallelerde birlikte yaşarlar, geçimleri buydu, düğünlerde müzik ve dans. Abdal diye alay edilir, küçük görülür, aşağılanırdı. Halbuki yaptıkları müzikler, danslar çok sevilirdi, bu ne yaman çelişkiydi.

Abdal kelimesini Aptal ile karıştırırdım. Niçin aptal denildiğini anlamazdım. Hiç de aptal değillerdi, tenleri esmerdi o kadar. Çok sonraları öğrendim Abdal'ın gezgin derviş anlamına geldiğini.

Rahmetli Neşet Ertaş'ı kim unutabilir, Abdal'dı, Usta'ydı, sığdıramadık Türkiye'ye, sahip çıkamadık ona, yazıklar olsun bize, o da gitti Almanya'da yaşadı 30 yıl. Değil Kırşehir, Türkiye, hatta dünya sanatçısı oldu.
İşte o Neşet Ertaş gelirdi düğünlere, çalıp çığırmaya, bayıla bayıla keyifle dinlerdik. Kıymetini bilemedik. Ölmeye yakın anladık büyüklüğünü, ancak o zaman yücelttik, "bozkırın tezenesi" diye bilir olduk. Belgeseller yaptık. Cenazesine devlet büyüklerimiz sahip çıktı.
Babası Muharrem Ertaş'ta ünlü bir ozandı, görmedim hiç, türkülerini, "Bozlak'larını" çok severdik. Neşet Ertaş ile gurur duyar ama onun ait olduğu toplumu hiç sevmezdik.

ABDALLAR
Araştırdım kim bu Abdallar diye, Pir Sultan Abdal' dan gelen bir Türkmen boyuymuş, Orta Asya'ya uzanıyor kökenleri, öz be öz Türkler, ama tenleri esmer, bizden farklıydılar, onlar Türk'se, yoksa biz mi Türk değildik. Kafa karışıklığı, saf Türk arayan varsa zor bulur. Bu durum aslında bizim zenginliğimiz ama bize farklı sunulmuştu, biz sunulanı yemiştik, sorgulamamıştık, neden diye sormamıştık. Şimdi soruyor muyuz acaba, sorguluyor muyuz, yoksa her verileni yemeye devam mı ediyoruz, hoşgörümüz o günlerden daha mı az, daha mı çok? Aynı sorunların, fikirlerin yalnızca ambalajı mı değişti? Zenginliğimizin farkında mıyız?

Hep konuşuyoruz ya, teknoloji şu mesleği yok edecek, bu meslekler kalmayacak diye. Bizde yıllar önce bu oldu zaten. Zavallı Abdalların mesleğini yok ettik, daha doğrusu dünya ile entegre olma döneminde kendiliğinden yok oldu, ihtiyaç kalmamıştı, eğlence yön değiştirmişti. E ne yapalım, onlarda değişime ayak uydursalardı diyebilirsiniz, işin kolayına kaçarak. Bu kültürü bir fırsat, bir zenginlik olarak göremedik, suçu neydi bu insanların, kime ne kötülük yapmışlardı, çok az bir kısmı müzikle uğraşıp hayatına devam edebilmiştir. Diğerleri nereye savruldular, ne iş yaparlar kim bilir. Tam bir araştırma konusu aslında.

KESKİNLİ HACI TAŞAN
Galiba lisedeydim  Rahmetli Keskinli Hacı Taşan gelmişti köye düğüne, O da Abdal'dı doğal olarak. Köy odasında toplanılmıştı. Yaşım uygundu dinlemek için aralarına katılmaya. Herkes yere oturur, varsa mindere, yoksa kilimin, hasırın üzerine. "Bağdaş" kurarak oturulur çoğunlukla "yoga"cılar gibi. Ben hiç bağdaş kurarak oturamadım, bükülmüyordu bacaklarım, başımın belası bağdaş oturumu. Onun yerine dizimin üstüne oturuyordum, çok zor oluyordu diz üstü oturmak, kabus gibi.

Hacı Taşan için bağdaş kurup oturmak işinin doğal bir parçası, o kadar rahat oturuyor ki, sanki yerde değil de yumuşacık kaz tüyü koltukta oturuyor. Kocaman sazıyla çok güzel çalıp söylüyor bozlakları, türküleri. Türkü aralarında da kağıt paralar atılıyor sanatçının önüne, bahşiş olarak. Sanatçıya ve odada bulunan herkese çay bardaklarıyla rakı servisi yapılıyor, usul böyleydi. Ne kadar da çok içiyordu Hacı Taşan, içtikçe daha güzel söylüyor, sanki transa giriyor. Konser süper ama bir saatten uzun oturamadım, çünkü herkes kadar rakı içemiyordum, zehir gibi acıydı ve çok kötü kokuyordu, çay bardağında içilen rakı hep fondip yapılıyor. İçemediğim belli olmasın diye usulca ayrılmıştım oradan, içememek ayıp sayılırdı ya da  ben öyle zannediyordum o yaşlarda.  Yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır, rakı o zaman çok acı olurdu, iyi mi damıtılmazdı, neden bilmiyorum, Özal dönemi, özelleştirmeden sonra rakılar içilebilir hale geldi.

DÜĞÜN EĞLENCELERİ
Düğünlerde o kadar çok tabanca sıkılırdı ki, düğüne gelenlerin ayık yada sarhoş, çoğunun silahı olurdu. Şarjör boşalıncaya kadar tetiğe basılırdı. Çocukken  aşağıdan boş mermi kovanı toplamak için kavga ederdik, ne yapacaksak. Allah'tan tabanca kazası hatırlamıyorum, televizyonda görüyorum bazen düğünde vurulanları. Bir de düğünlerde su gibi rakı içilirdi. Ben pek içemediğim için hoşlanmazdım düğünlerden, zorla oynatırlardı, iyi de oynayamazdım zaten.

Düğün sahibinin yakın akrabaları eğlenceye katılmaz, onlara "yasakçı" denilir. Düğüne gelen davetlilere hizmet ederler. Gelenleri karşılar, sofralara yemek taşır, içenlere meze yetiştirir, boşları toplarlar, temel görevleriydi yasakçıların. Sarhoş olanları da evlerine götürürler, bir nevi vale hizmeti. İçki içenlere nedense  kavurma gibi özel mezeler yapılırdı, ne özellikleri varsa, bazen kavurma tabağını götürmez kendim yerdim, çok da güzel olurdu, onlar nasıl olsa sarhoş anlamazlardı.

Düğünlerde çok güzel halaylar çekilir, tamamen yöreye has bu halaylar, erkekler için farklı, kadınlar için farklıdır. Günümüz düğünlerinde de halay işini zaman zaman görüyorum. Erkekler açıkta meydanda, kadınlar ise gözden uzak kuytu köşelerde halay çeker.
Bekar delikanlılar, kızları halayda izler ve küçük yuvarlak cep aynasıyla beğendiği kızların gözüne ışık tutarlar. Yoksa başka nerede görecekler kızları. Bakımlı erkeğin cep aynası ve tarağı yanında olurdu mutlaka.
Günümüz düğünleri çok farklı, köçek ve alkol uzun yıllar önce sonlandı. Değişim yüz seksen derece oldu, eğlence olsa da, artık düğünler salonlarda ve genellikle dini törenlerle yapılıyor.

4 yorum:

  1. Ders vermeden daha güzel yazıyorsun. Yer yer zorlama var, akış önceki yazılarında daha iyiydi. Bitiş de biraz hızlı oldu. Eline sağlık. Daha iyi olacak. İyi yazacağım diye kasma. Akışına bırak.

    YanıtlaSil
  2. Yapıcı eleştiriler için teşekkürler.Bazen acele ediyorum, hemen bitsin diye, iyi olma kaygım yok, gittiği yere kadar. Yorumlara isim yazmayı unutmayalım.

    YanıtlaSil
  3. Zahmetsizce elde edilen seylerin kiymeti yeterince bilinemiyor malesef

    YanıtlaSil
  4. Toplumlar, geçmişini bilmeden geleceğine sağlıklı bakamaz. Coğrafyanın kadim gerçekleri oldukça önemli, özellikle gençler için. Eline sağlık, kolay gelsin. Mehmet Ergün

    YanıtlaSil