2019 EKİM SONU
Ekim sonunun mevsim olarak Adana için uygun olduğunu düşünerek, Ankara'dan sabah erkenden yollara düştük, sevgili eşim Belkıs ile. Koçhisar, Aksaray yolunu izleyeceğiz, yaklaşık 470 km. Sabah 6' da yola çıktık, özel aracımızla 5-6 saatlik bir yol. İkimiz de yolculuğu, yolda geçen zamanı, yeni yerler görmeyi, keşifleri seviyoruz, her geziyi bir keşif olarak değerlendiriyoruz, kendimizce farklı gezdiğimizi düşünüyor ve büyük keyif alıyoruz. Bu gezide çektiğimiz fotoğrafları yazımda kullanmadım, fotoğrafın yetersiz kalacağını, zihinde canlandırmanın, hayal etmenin daha keyifli ve güzel olacağını düşünüyorum.
TUZ GÖLÜ
Yol sakin, 1,5 saat sonra Koçhisar yakınlarında Tuz Gölü manzarasını izlemek ve göl üzerinde ayaklarımızı ıslatmadan yürüyüş yapmak için mola verdik. Şaka değil, sihirbaz da değiliz, göl üzerinde ıslanmadan yürünebiliyor. Göl suyu çekilmiş ve geriye katı bembeyaz tuz tabakası kalmış, güneş gözlüğü gerekiyor, yansıyan güneş ışınları gözleri mahvediyor. Dünyaya ait değil de, sanki başka bir gezegende gibi, süper bir yer. Hava çok soğuk, hava raporuna göre ılık olmalıydı. Bere kullanmak ve kalın mont giymek gerekiyor göl üzerinde yürümek için. Hazırlıklı gitmiştik; yine de 10 dakika ancak dayanabildik bu ayaza.
Bu şahane Tuz Gölü manzarası ve yürüyüş deneyimi eminim dünyada çok az yerde vardır. Bu güzelliğe karşın yapılan tesis de bir o kadar rezalet, yapmış olmak için yapılmış, gelenlerden zoraki 3-5 kuruş daha nasıl tırtıklarım mantığı ile göle doğru yürürken bile tesisin içinden geçiyorsunuz, her şey bir zevksizlik örneği. Bu zihniyet bu doğayı koruyabilir mi? Koçhisar belediyesi, valilik niçin bu işe el atmaz bilmiyorum. Orada yaşayanlar bu manzaraya alışkındır, fark etmeyebilir fakat dışarıdan gelenler için harika bir yer. Mahsun Kırmızıgül'ün Beyaz Melek filmini izleyeniniz vardır. Rahmetli Yıldız Kenter'in tam burada çekilmiş sahneleri vardı. Filmi izleyenler arasından bile sadece bu sahne için ziyarete gelen olmuştur.
Kahvaltı için uygun bir yer yada zaman bulamayacağımız düşüncesi ile hazırlıklıydık. Çayımızı termosa doldurup, ekmek arası peynirlerimizi hazırlamıştık. İyi ki de öyle yapmışız, tuz gölü tesisleri oturmak için güzel değil. Kahvaltımızı arabanın içinde yaptık, tuz gölü manzarasına karşı, çok da güzel oldu. Çaylarımızı içtik, içimiz ısındı. Vakit kaybetmeden yola devam ettik.
Şereflikoçhisar ilçesi, yoldan gördüğümüz haliyle İç Anadolu'nun çoğu ilçesi gibi estetik olarak gözü yoran plansız yapılaşması ile birbirinin aynı yüksek apartmanları, boyasız yada elde kalmış, satılmamış renklerle boyanmış gibi duruyor. Çevresi, çöl gibi, bitki fakiri, göz alabildiğince uzanan kıraç topraklar. Ayrıca niye şerefli diye merak ettik, internete baktık, Şerefli aşireti buralarda yaşamış o nedenle Şereflikoçhisar denilmiş. Bana pek uygun bir sıfat gibi gelmedi, kökenini kimse bilmediği için onlar şerefli de başka yerler şerefsiz mi sorusu akıllara takılıyor.
AKSARAY
1 saat sonra Aksaray'a vardık, şehre girişte Nevşehir yol ayırımında Orhan Ağaçlı Tesisleri var, daha önce bir kaç kez mola verdiğim için biliyorum, güzel bir tesis, hem yemek, kahvaltı hem de dinlenmek için durmaya değer bir tesis. Yolculuk eden herkes aynı şeyi düşünmüş olacak ki çok kalabalık, ana baba günü gibi tam bir izdiham. Tesis ters yönde Ankara'ya dönüş yolunda, girip çıkmak park etmek bile 20 dakika sürer, bu nedenle molayı pas geçip yola devam ediyoruz.
Aksaray çıkışında yine Ankara yönünde 1 tesis daha var, bahçesinde 40-50 kişilik eski hurdaya ayrılmış bir THY uçağı var, bulması kolay, dönüşte uğradık, sakin, fena değil mola verilebilir.
Yine Aksaray çıkışında trafik ışıklarının olduğu göbekte sırtında yavrusu olan bir köpek heykeli var. Merak ettik niçin köpeğin heykeli yapılmış diye. Heykelde Aksaray Malaklısı yazıyor. İnternetten inceledik, bu yöreye özgü bir çoban köpeği; Malaklı. Kangal köpeğine çok benzeyen iri bir cins, kafası kangaldan biraz daha büyük sarkık dudaklı.
Aksaray civarında Hasan Dağı'nın görüntüsü çok güzel, hemen fark ediliyor. 3200 metre yüksekliği olan heybetli bir dağ. Aksaray sonrası yol boyu üzeri ağlarla örtülmüş tarlalar var, dolu yağışına önlem olarak yapılan ağ germe çok yaygın, aynı zamanda tarlalarda naylon örtüler kullanılıyor soğuktan koruma amaçlı. Çok fazla naylon artıkları var tarlalarda, çöplük gibi olmuşlar, hiç temizlenmemiş, üzücü.
Ankara Adana yolu sürüş keyfi veren kaliteli asfalt ile döşenmiş, yolda çukur, çökme yada konfor bozan bir durum yok. Ulukışla' dan itibaren otoban var ama normal devlet yolundan bir farkı yok.
ADANA
Otobanda onlarca tünelden, Torosların içinden geçilerek Adana'ya ulaşılıyor. Toroslar aşılınca muhteşem bir Çukurova manzarası, verimli topraklar, farklı bitki türleri ve iklim bizi bekliyor. Topraklar o kadar verimli ki ki adam diksen yetişir sözünü hatırlatıyor. İç Anadolu'nun verimsiz, kıraç toprağını düşününce burası cennet gibi.
Tuvalet ihtiyacı olarak Opet akaryakıt istasyonlarını tercih ediyoruz, en temiz tuvaletler orada, diğerleri henüz hijyen olarak zayıf. Adana'ya 20 km kala Opet bulamayınca, tesisleri olan büyük bir benzinlikte durmak zorunda kaldık. Temiz sayılır, geniş alanlı bol yeşili olan bir yer, bir de meyve suyu sıkıp satan bölümü var. Nar, portakal suyu içmek istedik, satıcı bardak mı, şişe mi diye sordu, bardağa baktık pek yıkanmış bir hali yoktu, şişe olsun dedik, alttan bir pet şişe çıkardı, kullanılmış su şişesi!! hem de defalarca. Markası üzerinde, kullanılmaktan kağıdı biraz eskimiş ama yine de okunabiliyor, hayretler içinde kaldık, hele Belkıs! Vazgeçtik bardak istiyoruz, Belkıs bardağı tekrar yıkar mısın dedi, adam bardağı su ile çalkaladı, tamam yıkandı. İşin ilginç tarafı satıcı şaşırmıştı, bizim niye böyle kararsızlık yapıp sürekli fikir değiştirdiğimizi anlamamıştı, kendince çok temizdi, elinde öyle bir temizlik bezi var ki mazallah, sürekli tezgahı temizliyor daha ne olsundu. Hoş geldin Adana, hijyen olarak ne ile karşılaşacağımızı biraz anlamıştık, ama meyve suyu gerçekten çok güzeldi, bu nedenle olabilir mi?
Saat 12.30 da Adana'dayız. Sıcaklık 28-30 derece yaz sıcağı, sabah tuz gölünde kış ayazı öğlen Adana'da yaz sıcağı, gerçekten sıcak. Çirkin yapılaşma arasından Adana'ya giriyoruz. Hedef eski Adana. Otel yolu üzerinde tatlıcıyı görünce dayanamadık, daldık içeri.
DOĞAN KAYMAKLI KADAYIF
Doğan kaymaklı kadayıf, Adana'da önerilen yerlerden, özellikle kaymaklı kadayıfı çok övülüyor, denedik, kaymağı bildiğimiz market kaymağı değil, daha çok süt kaymağına benziyor, market kaymağından daha lezzetli ve hafif, nasıl yapıldığını anlayamadık, kaymakta hafif bir ahır kokusu var. Kaymaksız kadayıfı daha çok sevdik, havuç dilimi çok daha güzeldi, ağızda dağılıyor ve çok şerbetli değildi, beğendik. Kaymaklı kadayıf 10 üzerinden 7, havuç dilimi 9.
OTEL ŞENBAYRAK
Otel Şenbayrak'ta yer ayırtmıştık, merkeze yakın, hem de puanı yüksek, otelde yalnızca yatmak için bulunacağımızdan burayı tercih ettik, temiz ama kliması iyi değildi, kullanma ihtiyacı duymadık, yatağı ve duşu kullandık. Otel her yere çok yakın, artık otellerin çoğunda olduğu gibi burada da zengin görünümlü ama bize hitap etmeyen özelliksiz bir kahvaltı var. Otelde araç için vale hizmeti mevcut. Çok beklentiniz yoksa kalınabilir bir otel.
ESKİ ADANA
1-2 saat dinlenip otelden çıkıyoruz, otel eski Adana'nın merkezinde, her yere yakın, büyük saat kulesine, Kazancılar Çarşısı'na doğru yürüyoruz. Çok hareketli yerler, yürümesi keyif verici. Seyyar satıcılar çok fazla, tatlıcı dükkanları o kadar çok ve albenili ki, sanki Adanalılar sürekli tatlı yiyor. Tatlıcı dükkanları açıkta satıyor, istediğiniz tatlıyı alıp sokakta ayakta yiyorsunuz, hepsi şerbetli. Çok fazla şırdancı ve kebapçı var, şırdan denemedik, ne olur ne olmaz. Film seti gibi, kokular dumanlar, her şey sokağa taşmış. Hijyen olarak zafiyet var hemen göze çarpıyor, temizlik hastası aşırı hijyen takıntısı olanların eski Adana'da bir şeyler yemesini tavsiye etmem, sıkıntı çekerler. Saat kulesi ile otel arası 10-15 dakika yavaş yürümeyle.
TARİHİ SAAT KULESİ ve KAZANCILAR
Saat kulesi Adana'nın simgesi gibi, Ankara'nın saat kuleleri gibi saçma sapan uydurma değil, gerçek saat kulesi. 1800'lerin sonlarında tuğla ile yapılmış, farklı bir tuğla dizilişi var, saati Almanya'dan getirilmiş. Saat kulesi sokağın başından gözüküyor, tam sokağın bittiği yerde gerçek bir sanat eseri, çok sevdik, bitişiğinde tarihi Kazancılar Çarşısı var, gerçekten tencere, kazan yapılan ve kalaylanan tarihi bir çarşı, aynı amaçla kullanılmaya devam ediyor, çarşının bir kısmı kebapçı olarak hizmet veriyor, alkol servisi de var. 24 saat çalışan çok canlı güvenli bir yer, sokaklara masa sandalye atmışlar, fiyatlar makul, nostaljik bir mekan mutlaka görülmeli.
EDİP KEBAP
İlk kebabı Kazancılar'da yiyoruz. Adana'da kebap dedikleri şey aslında bizim bildiğimiz adana kebap, burada yalnızca kebap deniliyor. Edip isimli küçük bir kebapçıya, sokağa oturuyoruz, hijyen için gözlerimizi kapatıyoruz, kebap (adana) ve ciğer söylüyoruz. Salata, soğan, köz biber ikram, içecek olarak tabi ki şalgam. Adana kebap muhteşem, böyle lezzetli adana daha önce yememiştik, çok lezzetli, ciğer iyi sayılır. Şalgam zayıf, özelliği yok, salata ve ikramlar eh işte adet yerini bulsun. Adana kebap 10 tam puan, ciğer 8, mezeler 6 puan.
BEBEKLİ KİLİSE
Akşam olmasına az kaldı, tekrar otele doğru yürüyoruz, otelin hemen 200 metre arkasında tarihi bir kilise var: Bebekli kilise. Kiliseyi ziyaret ediyoruz. Önünde polis bekliyor. Bir hanımefendi kapanma saatinin geldiğini hızlı gezmemizi söylüyor, kilisenin bakıcısı ve temizlikçisiymiş. Şiveli konuşuyor, tahminim azınlıklardan.
Kilise küçük bir ibadethane, pek özelliği yok, sürekli kilise görmediğimiz için farklı, bir de eski tarihi bina. Çıkışta polisle biraz sohbet ettik. Niçin burada beklediğini sorduk, güvenlik nedeniyle deyince şaşırdık, ne güvenliği dedik anlayamamıştık. Kiliseyi koruyorlarmış. Şaşırdık ve üzüldük hiç camilerin korunduğunu duymamıştık; kilise neden korunsun, saldırı olabilirmiş, daha önce olmuş. Hiç hoşgörümüz kalmamış insan neden ibadethaneye saldırsın, yazık bu hallere düştüğümüze diyerek daha sonra bu konuda eşimle epey konuştuk. Polise Kazım Büfe'ye nasıl gideceğimizi sorduk, yürüyerek zor olur çok uzak, taksi ile gidin dedi. İyi akşamlar diyerek ayrıldık.
Kazım Büfe yine internette önerilen yerlerden, muzlu sütü meşhur. Taksi yerine yürümeyi tercih ettik, çevreyi daha iyi gözlemleyebilirdik. Akşam alaca karanlıkta yürümeye başladık. Kenarlarında palmiye ve turunç ağaçları olan cadde ve sokaklardan yürüdük, tiyatro binasının yanından geçtik, çok güzel tarihi ve estetik bir yapı. Yürüdükçe binalar güzelleşmeye eski binalar yerine yeni binalar görmeye başladık. Apartmanlar çoğunlukla 8-10 katlı ve altlarında kafe, pastane benzeri yerler var. Hepsi de dolu, cadde ve sokaklar çok canlı. Adanalılar akşamları hep dışarda demek ki, Ankara gibi hemen eve çekilmiyorlar.
KAZIM BÜFE
30 dakika yürüme sonunda akşam karanlığında Kazım Büfeye ulaştık. Önü çok kalabalık, insanlar dışarıda ve hep ayakta, oturacak yer yok. Kazım Büfe'nin Adanalılar için de popüler bir yer olduğunu anladık. Herkes muzlu süt içiyor, başka şeyler de var ama genel tercih muzlu süt. Sıraya girdim 2 tane muzlu süt söyledim, 2 duble bardak(duble, su bardağının 2 katı) doldurdu, tam aldım arkamı döndüm, bunlar da senin unutma diye seslendi, döndüm 2 su bardağı daha, ama ben 2 tane istemiştim dedim, evet bende 2 tane verdim dedi, tabii 2 seferde taşıyabildim 4 bardağı Belkıs'ın yanına. 2 su bardağı ve 2 duble su bardağı, o da yorgunluktan kaldırımda kendine yer bulup oturmuş. Adam başı 3 su bardağı muzlu süt. Meğer yarım istemek gerekiyormuş yalnızca 1 büyük bardak için. Tahmin edeceğiniz gibi 2 su bardağını Belkıs, 4 su bardağı muzlu sütü de ben içtim. Kazım Büfe de muzlu sütün niye bu kadar rağbet gördüğünü lezzetinden anlamamıştık, yapılırken tekrar tekrar izledim, Belkıs'a da izlettim, soğuk süt içine muz, bolca şeker ve vanilya koyup mikser ile karıştırıyorlar. Bütün kerameti bu, yoğun şekerli muzlu süt, eh işte, övüldüğü kadar değil, yalnızca vanilyalı olsa daha iyi olabilirdi. Muzlu süt ancak 7 puan. 15 bin adım atmıştık öğleden sonra, yorgunluktan 10-15 dakika daha kaldırım kenarındaki beton çiçeklikte oturmaya devam ettik. Rahat bir yer değil, kalabalık, gürültü. Bir kaç dükkan yan tarafta bir kafede oturduk, birer Türk kahvesi içtik sohbet ettik. Adana güzel memleket, sevmiştik ortamı, yazın nasıl olduğunu bilmiyorduk tabi ki. Akşam çok geç değildi, henüz herkes dışarıda, biraz daha gezebilirdik, midemizde de bir miktar yer kalmıştı. Mesela börek yiyebilirdik.
RIZA BÖREK
Adana'da börek de meşhur, anlata anlata bitirilemiyor. Ankara'da bile Adana usulü börekçiler açılmaya başladı. Tercihimiz Rıza börek, çünkü yalnızca akşam açılır sabaha kadar çalışır, sabah kapanırmış, değişik. Atladık taksiye, eski Adana'ya Rıza börekçiye gidiyoruz dedik, taksici biraz düşündü, bize baktı aynadan, bilmiyorsan haritadan tarif edeyim dedim. Tebessüm etti, yok biliyorum ama o bölge şimdi tenhadır dedi, olsun fark etmez dedik. Tenhanın ne olduğunu daha sonra anlayacaktık.
Kazancılar Çarşısı'nın arka tarafında bir semte geldik, sokağın başında taksici durdu, börekçi sokağın sonunda yürüyün görürsünüz dedi. Taksiden indik, çevremize baktık, gerçekten tenhaydı, hiç kimsecikler yoktu, eski 2-3 katlı bakımsız çirkin yapılar, Ankara Dışkapı Çin çin gibi, bilenler bilir, bilmeyenler internete bakıp öğrensin. Bu semtte nasıl bir börek yapılıyor da bu kadar meşhur olabiliyor, Belkıs bana iyice sokuldu elimi tuttu. Bende biraz çekinmiştim ama belli etmiyordum. Bir börek için başımıza neler gelecek, hay Allah, geri mi dönsek, olmaz ki, bu böreği artık mutlaka tatmamız şart oldu.
Sokakta, çevremize dikkatle bakarak iç kısımlara doğru yürümeye başladık, çoğunlukla karanlık yada loş bir aydınlık. Eğer ara sokaklardan biri aniden bağırarak çıksa ne yapardık bilmiyorum, pantolonlar ıslanır mıydı, emin değilim. 100 metre sonra börekçiyi bulduk, eski bir bahçeli ev. Bahçe kapısında kocaman bir not: Cumartesi günleri kapalıyız. Şok olmuştuk, bu kadar mücadele sonrası börek yiyememiştik, kısmet.
Kazancıların çok yakın olduğunu biliyordum, sokaktan devam ettik biraz ilerde çocuklar var, onlara yolu sordum, yaklaşınca gördük ki 15 yaşların da 3-4 çocuk evin basamaklarına oturmuşlar yanlarında çoğu bitmiş 70lik rakı, plastik bardaklarda içiyorlar. Her şey de üst üste geliyor. Allah'tan saygılı bir şekilde yolu tarif ettiler, Kazancılara çıktık. Tadımız kaçmıştı, bu kadar yeter, bildiğimiz yollardan doğruca otele döndük.
Otelin hemen yakınında bir parkta banka oturduk, seyyardan 1 er bardak çay içtik, çok hoş olmuştu, güzel bir çaydı. Etraf hep seyyar satıcılar ile dolu, gece ortaya çıkmışlardı, bunlara Tablacı diyorlar. Kebapçı, börekçi, çaycı, her türlü tatlıcı, gerçek Adana akşam başlıyormuş. Daha fazla yiyecek denemedik, otele döndük.
Bakalım yarın nelerle karşılaşacağız Adana'da? İkinci bölümde.