3 Şubat 2021 Çarşamba

Acı Zamanlarım

 Anne ve babamı 1,5 yıl arayla kaybettim. 2019 Nisan'da başlayan sıkıntılı, acılı, zor zamanlarım yazıyı hazırladığım 2021 ocak ayına kadar devam etti.

BABAMI KAYBEDİYORUZ, ANNEM KALP KRİZİ GEÇİRİYOR 2019 NİSAN

Babamın hareketlerinde ve hafızasında olumsuz değişimler olduğunu ölümünden altı yıl önce, hacca gitme hazırlıkları döneminde ancak anladım. 

Hacca gitmek isteyenlerin sayısı belirlenen kotadan fazla olduğu için gidecek olanlar kura ile diyanet tarafından belirleniyordu. Bizimkilere yıllardır kura çıkmamıştı. Bıkmadan usanmadan her yıl kuraya katılıyorlardı. Çevrelerinden tavsiyeler veriyorlar, şöyle yaparsanız kurasız gidebilirsiniz diye. Babam asla istemiyor, her yerde olur ama hacda böyle haksızlıklar olmaz, kutsal görev bu, kurayı bekleyeceğim çıkarsa giderim, yoksa gitmem diyor, usulsüzlük, haksızlık yapıp gidenlere de çok kızıyordu. Çevreden o kadar çok görüyoruz ki, politikacıları kastetmiyorum, onlara hac zaten serbest, istedikleri kadar gidiyorlar. Çevremizde, özel bir durumları olmadığı halde kurasız giden bir dünya insan var, üstelik bazıları her yıl gidiyor, halkın içinden insanlar bunlar. Hac konusunda tek yetkili diyanet. İnanılır gibi değil, diyanet bu haksızlıklara nasıl izin veriyor, her şey göz önünde oluyor. Başkasının hakkını hiçe sayıp yapılan ibadet ne kadar ibadet olabilir. Bu işlerde bari adalet olsun. Tam hatırlamıyorum ama 5 yıl mı, 10 yıl mı kura çıkmazsa otomatik gitme hakkına sahip oluyorsunuz. Bizimkilerde en sonunda otomatik gitme hakkına kavuştular hacca gitmek için, iyice yaşlandıklarında, tam da en zor zamanlarında.

Annem, babamın davranışlarında değişimler olduğunu görmüş, ama yaşına göre normal olduğunu düşünerek bize söylemeye gerek duymamıştı. Biz de hareketlerinde ki yavaşlamayı görüyor ve yaşlılığındandır diyorduk. 

Hac kıyafetlerini almak için babamla Ulus’ta Hacı Bayram'a gittik. Uzun zamandır  ilk defa babamla çarşıya çıkıyorduk. Küçük adımlarla dengesiz yürüyor, her an düşebilirmiş izlenimi uyanıyordu. Kaldırıma inip çıkarken çok zorlanıyordu. Hac elbisesi için terziye gittik. Terzi ölçüyü aldı, elbise bitince haber vermek için babamdan telefon numarasını istedi. Babam kendinden emin, bir numara söyledi, yanlış. Terzi itiraz etti, amca bu numara eksik dedi. Babam tekrar bambaşka bir numara söyledi, baktım olmayacak, müdahale ettim, numaramı verdim, beni arayın dedim. Belli oldu, babamda bir sorun var, doktora gideceğiz.

Aslı'nın tavsiyesiyle doktordan randevu alıp gittik. Doktor yürümesini izledi babamın, hangi yıldayız diye sordu, 1875 dedi babam, hangi gündeyiz? kendinden emin, bir gün söyledi babam, nafile yanlış, saati sordu, saate baktı babam ama söylediği saat bambaşkaydı. Annem sinirlendi babama, bey; nasıl bilmezsin, çok kolay sorular diyerek cevabı veriyordu hemen, sanki sınav yapıyordu doktor. Biz hem gülmemek için kendimizi tutuyor hem de annemi susturmaya çalışıyorduk. Doktor teşhisi koydu, alzheimer. Hastalığı epey ilerlemiş. Bir kaç tane ilaç yazdı. Alzheimer ilaçları hastalığı durdurmuyor ama süreci yavaşlatıyor. Hacca gitmeseniz daha iyi olur dedi doktor, yer değişikliği olumsuz etkileyebilir. Doktordan çıktığımızda annem hırsını alamamıştı, babamın dikkatsizliğinden yanlış cevaplar verdiğini düşünüyor ve nasıl bilemezsin diyerek söylenmeye devam ediyordu. Her şeye karşın gitmek istediler hacca. Hep birlikte yolcu ettik, hacca uğurladık. Birlikte gittikleri diğer hacılara bizimkilere göz kulak olmalarını rica ettik. 

Hac dönüşleri çok sıkıntılı oldu özellikle babam için. Annemin hacda yaşadıkları ve anlattıkları tam bir kabus. Belki hiç gitmeseler daha iyi olacaktı ama artık çok geç. İlerleyen günlerde babam hiç nedensiz sık sık düşmeye başladı. Düşünce kalkamıyordu, annemin de kaldırmaya gücü yetmiyordu, komşulardan yardım istiyor, olmazsa bizi arıyordu. Apar topar gidiyorduk. Annem en sonunda kendisinin bu durumu sürdüremeyeceğini anladı ve bakıcı bulunmasına razı oldu.  

Yatılı hasta bakıcısı Türkiye'de büyük sorun, hele hasta erkekse sorun iki kat artıyor. Türk bakıcı bulma ihtimali yok, yabancı bakıcılar ücreti dolar olarak istiyor. Hani işsizlik vardı. İşsizlik var doğru ama kimse bakıcılık yapmak istemiyor. Bakıcı ücreti asgari ücretin bir buçuk, iki katı, haftada bir gün de izin ve izin harçlığı. Kırgız bir bakıcı buluyoruz, genç kız, hasta bakıcılıkla hiç bir ilgisi yok ama bizde çok bir şey beklemiyoruz. Eli kolu sağlam olsun yeter. Kırgız bakıcı iyi niyetli, çalışkan. Türkçesi çok az. Anlaşmak zor, annem Türkçe de öğretiyor ona. Kırgızca ve Türkçe de epey ortak kelime olduğunu öğreniyorum, şaşırıyorum. Türkçe gerçekten çok geniş bir coğrafyaya yayılmış. Bakıcılar fakir insanlar, yoksa niye gelsinler Türkiye'ye çalışmaya. Genellikle eşlerinden ayrılmış yada bekar, evlerinin geçim kaynağı bunlar, kazandıklarını olduğu gibi memleketlerine gönderiyorlar. Türkiye’de çok fazla yaşlı olduğunu düşünüyorlar. Yemek kültürleri zayıf, et ve hamur ağırlıklı, at etini çok sevdiklerini öğreniyorum, dana etinden daha lezzetli pahalı olduğunu söylüyorlar, kımız içiyorlar, sayelerinde kımız tattık, ekşimiş süt tadında, değişik mantıları var, buharda pişiriliyor, lezzetli. 

Bakıcıya rağmen, annem bir keresinde babamı tutmak isterken düştü ve kolunu kırdı. Aylar sürdü iyileşmes. Bir yıl sonra bakıcı ayrıldı, ülkesine döndü, başka bakıcı bulduk. Bazılarını denedik olmadı, bazıları da bir kaç ay sonra daha hafif iş buldu gitti. Bir kaç bakıcı değiştirmek zorunda kaldık. Çok sıkıntılı bir durum bakıcılarla uğraşmak. Babam her geçen gün daha kötüye gitti. Defalarca hastanede tedavi oldu, evde bakım hizmeti aldık, ama yapacak bir şey yok, süreci tersine çevirmek mümkün değil.

Babamın hastalığı adım adım ilerledi, önce yürüme becerisini yitirdi, sol kolu hiç tutmadı, sonra konuşma yeteneği, tuvalet becerisi ve en sonunda da yutma refleksi kayboldu. Karnından midesine açılan bir delikten besleniyordu özel mamalarla.

Nisan 2019 başları. Babam bir süredir yine hastanede, artık iyileşme umudu kalmadı. Annem evinde yalnız yaşıyor, bakıcı henüz ayrılmış. Babamın uzun süren hastalığı nedeniyle en çok sıkıntıyı annem çekti, çok yıprandı. Hem babamın durumu hem yabancı bakıcılarla sürekli aynı evde bulunmak annemi epey yordu, tüketti. Bir yıl öncede kalbinde ritim bozukluğu nedeniyle hastanede operasyon yapıldı, ritim bozukluğu düzeldi.

Bir akşam annem aradı, oğlum gel, kötü hissediyorum. Annem sağlığından pek şikayet etmez, hele hele telefon edip hemen gel hiç demez, demek ki ciddi bir durum var. Aslı'da nöbetçi değil, tesadüf evde. Annemin evi bana yakın, 2-3 km uzaklıkta. Hemen Aslı'yla birlikte alelacele gidiyoruz. Annem kanepeye uzanmış yatıyor. Soğuk terler döküyor. Aslı hemen muayeneye başlıyor, sorular soruyor, ben soğuk almıştır, dinlenirse geçer diye düşünüyorum. Bir kaç dakika sonra Aslı; babaannem büyük ihtimalle kalp krizi geçiriyor, risk alamayız acilen hastaneye götürmemiz gerekir diyor. Tamam, 112 den ambulans çağıralım diyorum, en geç 15-20 dakika da gelir, daha önce babam için defalarca çağırdığım için tecrübeliyim, biliyorum. 15 dakika çok geç olabilir, hemen götürmemiz gerekir diyor. Yapacak bir şey yok, hemen annemi sırtlıyorum, alıyorum kucağıma, Allahtan 50 kilo olduğu için sıkıntı olmuyor, rahat taşıyabiliyorum. 29 mayıs devlet hastanesi eve 300-400 m uzaklıkta. 3 dakika sonra hastanedeyiz. Hastane acil servisi kalabalık, en az 50 hasta var sıra bekleyen. Aslı hemen görevli doktora koşuyor, durumu anlatıyor, Aslı kendi yapıyor bundan sonrasını, ekg çekiyor, evet kalp krizi, annem kendini kaybetmeye başlıyor. 

İyileşecek hastanın ayağına doktor gelirmiş derler ya, ne tesadüf ki, kardiyoloji doktoru o akşam hastanede, telefon ediyorlar geliyor hemen, Ersin hoca. Aslı ile Başkent'ten tanışıyorlar, Aslı öğrenciyken, Ersin hoca da asistan, uzmanlığını yapıyor. Ersin hoca hemen annemi kapıp içeri götürüyor, merak etmeyin diyor. Bir kaç saat sonra yoğun bakımın önünde durumu anlatıyor bize, üç damar da tıkalı, birine yapacak bir şey yok çok ince ama diğer ikisine stent taktım, durumu iyi, bu haliyle hiç sıkıntı çekmeden hayatını sürdürebilir diyor. Seviniyoruz. Daha sonraları Ersin Hocaya kontrol için defalarca gidiyoruz. Annem çok seviyor Ersin Hocayı.

Bir hafta kadar hastanede kalıyor, sonra bize götürüyoruz, hızla iyileşiyor, eskisinden çok daha iyi, morali yerinde, iştahı iyi. Namaz kılıyor, kitap okuyor bolca, yüzü gülmeye başlıyor, Yumoş kedimizi çok seviyor, konuşuyor kediyle, oynuyorlar birlikte. Bu zamana kadar hep annem bize baktı, yıllar sonra ilk defa annemi bizde ağırladığımız için biz de çok seviniyoruz. Babamın da yükü olmayınca üzerinde, kendine geliyor annem, rahatlıyor. Çocuklar da çok keyifli, babaanneyle birlikte olmaktan. On gün kadar devam ediyor bu durum, haftaya gideyim kendi evime, iyileştim artık diyor. Haftaya bakarız anne, acele etme diyoruz, ama haftayı bekleyemiyoruz bile, babamın vefat haberini alıyoruz.


BABAMI KAYBEDİYORUZ 2019 NİSAN

2019 Nisan sonu, babam iyice kötüleşiyor, tekrar yoğun bakıma alıyorlar, doktorlar da yapacak bir şey olmadığını söylüyor, bekliyoruz. Alzheimer zor bir hastalık, özellikle hastaya bakan için, tedavisi de yok. Babam 6-7 yıldır hasta, annemin yükü ağır. Annem hep, oğlum Allah bana sınav yapıyor biliyorum ama ben dayanacağım derdi, sonuna kadar da dayandı.

Hastaneye son gidişinde yine yoğun bakıma aldılar babamı. Tam da annemin kalp krizi geçirdiği zamanlar, annem 29 Mayıs hastanesinde yatıyor, babam Başkent hastanesi yoğun bakımda, iki farklı hastane. Çok moral bozucu, zor günler, işten o kadar çok izin aldım ki, çekiniyorum artık izin almaya. İşte olduğum bir gün telefon çaldı, babamın doktoru, hastaneye gelin  diyor, acil demediği için şüphelenmiyorum, neden çağırdığını anlayamıyorum, yine hastaneden çıkarmak istiyorlar galiba diyorum, çıkmasını istemiyorum çünkü, evde bakımı mümkün değil. Bir saat sonra hastaneye vardığımda, durum kritik diyor doktor, babanız ölmek üzere, yaşam ünitesinden henüz çıkarmışlar, çok az da olsa hayat belirtisi var. Abimi ve Seval'i arıyorum hemen, sonrası bilindik defin işlemleri, taziyeler. Babamın vefatı sürpriz değil, bekliyorduk ama annemin kalp krizi geçirdiği zamana denk gelmesi çifte acı oldu.


ANNEMİ KAYBEDİYORUZ 2021 OCAK

Babamın ölümünden bir yıl sonra, Aslı kovid olmadan hemen önce, annemin ziyaretine gittiğimde şiddetli karın ağrısı olduğunu, gece boyunca sıkıntı çektiğini, ağrı kesicilerin bile çare olmadığını söyledi, safra taşı ağrısına benzetti, safra kesesi uzun yıllar önce alınmıştı. Hastanelere gitmeye çekiniyoruz kovid nedeniyle ama yapacak bir şey yok mecbur kalırsak gideceğiz, tekrar ağrı olursa hemen aramasını söyledim. Bir kaç gün sonra sabah erken aradı annem, yine aynı ağrı. Hemen gittim Belkıs ile birlikte. Abimi de aradım. Hastane sonrası işe gitmeliydim. Annemi hastaneye abim ve Belkıs’a bırakıp işe geçtim. Telefonda durumu öğrendim. Annemde taş olabilirmiş, ileri tahliller gerekiyormuş. Acil serviste tedavi mümkün değil, geçici olarak ağrıyı dindiriyorlar.

Aslı gerekli randevuyu alıyor, tomografi sonucuna göre annemin safra kanalında taş var. Safra kanalı, karaciğerden ince bağırsağa açılıyor ve safra kesesinin görevini yapıyor. Endoskopi benzeri bir yöntemle, mideden ince bağırsağa, oradan da safra kanlına girerek taş alınabilirmiş.

Taşın alınması için annem hastaneye yatıyor. Tam da bu sırada kovid virüs kapıyor Aslı. Ben, Belkıs ve Mehmet Ali 14 gün temaslı olarak evde izole oluyoruz. Annemin yanında abim kalıyor refakatçı olarak, ben evde izoleyim, elim kolum yetmiyor. Abimin işi çok zor, gece gündüz sürekli refakatçı olarak kalmak çok yorucu, üstüne de uykusuzluk. İzolasyon süresi biter bitmez, refakatçı ben oluyorum, gece annemin yanında gündüz işte, Belkıs kalacak gündüz. Annemi iyi görüyorum, anne benim ayağım uğurludur göreceksin çabuk iyileşeceksin diyorum. Sohbet ediyoruz. Nereden bilirdim ki bu son sohbetimiz ve birlikteliğimiz olacak. Sabah Belkıs geliyor, ben işe gidiyorum. Yalnızca bir gün kalabiliyorum annemin yanında refakatçı olarak. Aynı gün annem taburcu oluyor, Seval'in yanına gidiyor.

Ben kovid virüs kapmadan bir gün önce iş yerinden Seval arıyor, annem fenalaştı diyor, hemen ambulans çağır diyorum, hastaneye gitmek istemiyormuş annem, yapacak bir şey yok bekleyemeyiz. Acil serviste iç kanama teşhisi konuluyor ve gerekli tedaviye başlıyorlar. Sonraki gün, bu sefer de ben kovid virüs kapıyorum. Bu ne kadar şanssızlık önce Aslı’dan dolayı 14 gün izole oluyorum, bir hafta sonra da işyerinden virüsü alıp ben hasta oluyorum. Abim yine sabah akşam 24 saat refakatçi olarak annemin yanında. Annemi ancak telefonda görüyorum, konuşamıyor, zayıflamış, durumu sağlıklı görünmüyor. Kovid beni fena çarpıyor, yerden yere vuruyor, uzun bir süre hastanede tedavim devam ediyor. Aynı hastanenin bir bloğunda ben, diğer bloğunda annem kalıyor, görmem mümkün değil, ne kadar zor ve acı bir durum. 

Annem benden önce taburcu oluyor ama durumu iyi değil. Bu sefer evine geliyor. Abim ve Seval birlikte kalıp annemi eski sağlıklı haline getirecekler. Seval çok iddialı, anneme öyle bir bakacağım ki çabucak iyileşecek ve eskisinden daha iyi olacak göreceksiniz diyor. Abim de çok olumlu ve sabırlı. Annem gün be gün daha iyi oluyor gibi ama genel durum bir türlü dengeye oturmuyor. Annemin sağlığı bıçak sırtında, her an denge bozulacakmış gibi. İyileşir iyileşmez hemen koşuyorum anneme. Ancak bir kez görüyorum annemi o da  bir kaç dakika. Kovid nedeniyle yaklaşamıyorum bile, çok zayıflamış ve sağlıksız görüyorum annemi. Annemle en son vefatından bir kaç gün önce telefonda görürüşüyoruz, abinin beli ağrıdı bana bakmaktan, sen neden gelmiyorsun diyor. Tamam diyorum annem iyileşiyor artık.

Ürgüp'ten kuzenimiz Sultan geliyor, Seval ile birlikte bakacaklar anneme, Sultan çok becerikli. Annemin kısa sürede iyileşeceğini umuyoruz. Hemen ertesi gün sabaha karşı telefon çalıyor, Seval, annemi kaybettik. Kahroluyoruz, sanki rüyadayız, iyileşmesini beklerken birdenbire kaybediyoruz. Hep dua ederdi, yataklara düşmeden al canımı Allahım derdi. Duası kabul oldu. Türkiye’de en iyi yapılan kamu hizmeti cenaze işleri. Sistem iyi çalışıyor. Akraba ve çevremize defin sonrası haber veriyoruz. Kalabalıklarda kimsenin kovid olmasını istemiyoruz. Babamın yanına defnediyoruz annemi, 65 senedir birlikteler, bir yıl aradan sonra tekrar kavuşuyorlar birbirlerine. Nur içinde yatsınlar.

Basit bir işlem zannettiğimiz taş alma operasyonu, komplikasyonlar nedeniyle annemi kaybetmemize neden oldu. Hiç bir sıkıntısı olmayan sapasağlam bir insandı. Zamansız kaybettik. Şok olduk.

Acılar çok fazla üst üste geldi, üstüne üstlük birde kovid, mahvetti hepimizi. Bitsin artık bu sıkıntılar, ara verin biraz, soluklanalım, kendimize gelelim.

Babam da çok hissetmemiştim ama Annemin vefatı hepimizi çok etkiledi. Hayata bakışım değişti.

 Bekir Coşkun’un şiirindeki gibi, çok güzel anlatıyor hissettiklerimizi.


BİR KADIN GİTTİĞİNDE

KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur:

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.

Sık sık boynunu büker "sarıkız".

O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.

Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider... 

Bir dost... 

Bir arkadaş...

Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

Bekir Coşkun