14 Haziran 2020 Pazar

Olympos, Çıralı

EKİM 2018
Çıralı'ya dört günlük bir tatil planlıyoruz Haziran ayında. Otel rezervasyonunu yapıyoruz. İyi ki yapmışız, rezervasyonsuz gitmek sıkıntılı olabilirmiş. Çıralı popüler tatil yerlerinden. Sakin ve sessizliği için tercih ediyoruz.

NEREDE
Antalya'nın batısında, Kumluca yolu üzerinde, Antalya'ya 70 km uzaklıkta. Tekirova'yı geçtikten sonra, sola Çıralı ve bir km sonra Olympos tabelalarını göreceksiniz. Çıralı, Ulupınar köyünün, Olympos ise Yazır köyünün sahili. Kumluca ilçe sınırları içerisinde yer alır. Çıralı ve Olympos sahilleri yan yana. Adrasan çok yakın 20 km.

NASIL GİDİLİR
Ankara'ya 620 km. Diğer güzergahları da denedik ama en güvenli,  konforlu ve hızlısı; Afyon, Burdur, Antalya güzergahı. Yaklaşık 8 saat sürüyor, molalar dahil.
Yolu, çift şerit ve konforlu.

ANKARA- AFYON-BURDUR-ANTALYA GÜZERGAHI
İlk molamız Afyon'da, tercihimiz, kapanmadan önce "Varan" tesisleriydi. Çayı, tostu, kaymağı her şeyi güzeldi. Artık "İkbal'de" duruyoruz. Çayı kazandan siz alıyorsunuz, self servis, "Kaymaklı Ekmek Kadayıfı" olmazsa olmazlarından. "Sucuklu Yumurta" yada "Tost" da tercih ediliyor. Kalabalık bir mekan, çevredeki mola yerlerinin en iyilerinden, çokta beklentiniz olmasın. Aracınızda görünür değerli eşya bırakmayın, dikkatli olun, hırsızlık yaygın. Tatiliniz zehir olmasın.

İkinci molamız Burdur, Burdur'a 10 km kala "Mudul Bey" BP istasyonu, yakınında ki "Esinti mola" da tercih edilebilir.
Mudul bey de yemek olarak "Burdur Şiş" deneyebilirsiniz. Burdur şiş, Adana kebap benzeri, baharat kullanmadan şiş de yapılan köfte kebap karışımı yiyecek. Antalya şiş ile çok benzer. Pide üzerinde servis ediliyor. Baharat olmayınca çok et tadı hissediliyor, denemekte fayda var.

Burdur'da "Ceviz ezmesi" ve "Haşhaş Helvası" tatmanız gereken süper iki lezzet. Burdur'a girmenize gerek yok. Yol üstünde göreceksiniz tabelaları. Mola yerlerinde de var. Taze olmasına dikkat edin. Her geçişimizde mutlaka alıyoruz, her ikisinden de. Tavsiye ediyoruz.

Bucak ilçesinde "Radar" a dikkat, flaş patlayınca anlıyorsunuz radara yakalandığınızı.

ÇIRALI
Çıralı sahili üç km, Caretta  Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanı. Yumurta olan yuvalar tel kafesler içine alınmış. Sahilin 100 - 200 m içerisi tamamen koruma altında. Yapılaşma yasak, akşamları ışıklandırma bile yok, yasak. Bu nedenle otel ve pansiyonlar sahilden 200 m içerde. Şezlong ve duş da yok sahilde. Havlunuzu serip yatıyorsunuz. Sahil kumlu , bazı yerleri çakıllı kumlu. Deniz çakıllı. Denize girerken deniz ayakkabısı gerekiyor.

Adrasan'ın plaj keyfi burada yok. Akşam otelden dışarı çıkmak yasak gibi. Sahil yolu yasak nedeniyle zifiri karanlık, el yordamıyla ancak yürünebiliyor. Volta atacak, yürüyüş yapacak yer yok.

İllaki sakin, sessiz bir tatil istiyorum diyorsanız Çıralı size göre değil. Çıralı, süper sakin, sessiz kere sessiz tatil isteyenlere uygun. Çocuklar dayanamadı bu kadarına. Belkıs ve bana bile fazla bu kadar sakinlik. Gündüz sahilde denize girerken bile, en yakın insan 100 m uzakta. Çıralıya ne kadar kalabalık gelirseniz o kadar iyi. Robinson Crusoe'nin hayatı çekilir çile değilmiş. Bütün gün havuza, denize girer, akşamları da kitap okurum diyorsanız, o zaman niye tatile geliyorsunuz, evinizde okuyun kitabınızı.

Çıralı'da otel, pansiyon için seçenek çok. Otellerin olduğu bölge düz, küçük bir ova, sulama kanalları yapılmış yerden bir metre yukarda. Önce anlamadım ne olduğunu, idrak edemedim, dağ taş otel ve özenle yapılmış sulama kanalları, ne alaka. Zor olmuyor ama anlamak, şimdi otel olan bu alanlar aslında tarım arazisi. Rant, para hırsı. Keşke su kanallarını söküp atsalardı, hiç olmazsa ne olduğunu anlamazdık, doğayı bozmadan bungalov evlerde tatil yapıyoruz diye kendimizi avuturduk. En iyisi kalsın sulama kanalları, doğaya ne yaptığımız belli olsun.

Çıralı genelinde otel ve hizmet kalitesi yüksek, fiyatlar da yüksek.

Otel Hera' da kaldık son gittiğimizde. Bungalov evlerden oluşuyor. Aslında dışı bungalov, içinde her türlü konforun olduğu müstakil beton yerleşim. Ruhsat için yapılaşma hilesi mi, yoksa bungalov ismi pazarlama için daha mı cazip, kim bilir? Büyük bir havuzu da var.
Otelin geniş bahçesi, botanik parkı gibi, hiç görmediğim çiçekler, ağaçlar var. Bahçenin her yerinde kaidesiyle birlikte tam boy mitolojik tanrı heykelleri var özellikle Hera. Sorduk otelin sahibine, Çin'den getirtiyorlarmış heykelleri, çok talep varmış.  Otelin isminden anlaşıldığı gibi sahibi meraklı yunan mitolojisine, özellikle kraliçe Hera'ya
İsterseniz Oda kahvaltı, isterseniz yarım pansiyon seçeneği var otelin. Biz oda kahvaltıyı seçtik doğal olarak. Aslında çok bir şey fark etmedi, akşam başka yere gitmeye ihtiyaç duymadık. Mutfağı gerçekten kaliteli ve lezzetli. Tavsiye ediyoruz.

OLYMPOS
Olympos ile Çıralı sahilleri yan yana birbirinin devamı, aralarında yazın akmayan dere var. Çakıl taşları ve kumların üzerinden 500 m yürüyerek  birinden diğerine geçebiliyorsunuz. Araba ile sahilden geçiş yok. Araba ile gitmek isterseniz 10 km. İlginç değil mi, aralarında dağ var çünkü.

Olympos aslında müze, ören yeri. Sahilden başlayarak 700 m içerisi ören yeri.  M.Ö 300 yıllarında Likyalılar tarafından liman şehri olarak kurulmuş. Olympos'un eski Yunancada anlamı "Yüce Dağ". Bu isim arkasındaki Tahtalı dağından dolayı. Şehir kısmen kazılarla gün yüzüne çıkarılmış olmakla birlikte, kalıntıların büyük kısmı ağaçlarla kapatılmış, ormanlık alanda yerleşik. Bu nedenle ören yerinin dışı da sit alanı, koruma bölgesi, yapılaşma  yasak.

Yasaklara her zaman çare var, ağaç evler. Her yer ağaç, otel, pansiyon, hostel. Buralarda kalanlar sahile giderken, müzenin içinden ve buz gibi dereden geçerek ulaşıyor denize. Müzekart geçerli.

Çıralının tersine, çakıllı sahil her zaman tıklım tıklım dolu gençlerle. Yüzenler, denizde oyun oynayanlar, kayalardan denize atlayanlar, plajda yatanlar, midyeciler, kolacılar, mısırcılar, biracılar, kahkaha sesleri, müthiş bir enerji, fıkır fıkır. Gençlerin olduğu yerde neşe, hareket olmaz mı. Aynı ortamda bulunmak bile güzel. Fazla kalamıyoruz, müzeyi geziyor ve enerji dolu olarak, bir kaç saat sonra yaşama sevinci ile tekrar dönüyoruz Çıralı'ya. Olympos sırt çantalı gençlerin bohem tatil beldesi olarak bilinir. Lüks yok. Hostel türü konaklama yaygın. Akşamları eğlencenin kralı var. Ateşler yakılarak, etrafında eğlenceler düzenlenir.

Çıralı'da ruhu sıkılan soluğu Olympos'da  alıyor. Çıralı ne kadar ölüyse, Olympos o kadar hayat dolu ve canlı. Gençler Olympos da tatil yapmadıysa, tatil yapmış sayılmazlar, en azından ben öyle düşünüyorum.

Bu tür sırt çantası tatilinin başlamasına neden olan "Kadir Ağaç Evleri" ni de yapan ve günümüzde de devam eden "Kadir bey" . Biz yaşlarda bir öğretmen ama öğretmenlik yapmamış. Olympos'a gelip aşık olmuş, bu hale gelmesine öncülük etmiş. Tanıştığımızda daha yeni başlamıştı ağaç ev işine. Günümüzde sırt çantalı turizmin dünyada sayılı örneklerinden.

Adrasan ve Çıralı'ya her gittiğimizde mutlaka Olympos'a uğrayıp enerjimizi depoluyoruz. Uzun süre yetiyor bize.

Bizde kalmıştık Belkıs'la, ağaç evlerde, o zaman klima, tuvalet falan hak getire, şimdi hepsi konforlu. Sabah kalktığımda duvara yapışmış kocaman kertenkele vardı, timsah yavrusu gibi. Korka korka, yavaşça kovaladım azmanı. Belkıs görse maazallah, bir daha kalmaz orada.

İç Anadolu kertenkelesi ise küçücük narin yapılı bir hayvan. Çocukken yakalayıp kibrit kutusuna koyardık kuyruğunu kopartıp. Neymiş efendim kuyruğu tekrar çıkarmış, kitaplarda öyle yazardı. Yazmaz olsaydı, kaç kertenkelenin kuyruğu kopartılmıştır bu nedenle kim bilir. Akdeniz kertenkelesini kibrit kutusuna koymak şöyle dursun, dört beş katı büyüklüğünde, adam yer.

YANARTAŞ, OLYMPOS'UN SÖNMEYEN ATEŞİ, CHİMAERA
Gezi programlarında, magazin haberlerinde sık sık sönmeyen ateş anlatılır, hayretle izlerdik, doğru mu değil mi diye. Sonunda bu tatilde kısmet oldu ziyaret etmek. Çıralı'da akşamları sıkıcı zaten. Yanartaş'ın bin yıllardır hiç sönmeden yandığını yunan mitolojisinden biliyoruz.

Kısaca mitolojiyi anlatayım, Homeros'un İlyada'sında da geçen Chimaera, aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu, ağzından ateşler püskürten bir canavar, Olympos dağında yaşıyor. Likya kralı, kardeşini öldüren bir genci ceza olarak bu canavara gönderir öldürmesi için. Gencin pegassos isimli kanatlı atı var. Canavar gence saldırınca, pegassos havalanarak saldırıdan kurtulur, bu sırada genç de mızrağıyla canavarı yerin yedi kat altına gömer. Chimaera canavarı yerin yedi kat altından ateş  saçmaya devam eder. İşte sönmeyen ateş bu.

Bu zaferi kutlamak için yarışmalar düzenlenir, atletler meşalelelerini bu kutsal ateşle tutuşturarak koşarlar. Olimpiyatların ve olimpiyat ateşinin de kökeni bu efsane. Pagasus havayollarının da ismini nereden aldığını öğrenmiş oldum. Kendimi okulda hissettim bir an, ders gibi oldu ama ne yapayım, mitolojiler hayatımızı ne kadar çok etkilemiş

Hemen planı yapıyoruz. Çıralı'nın ana caddesinden(bir caddesi var, başka yok) baştan aşağı geçip üç km sonra, Yanartaş girişine ulaşılıyor. Yürüyerek de gidilebilir ama bence akşam akşam denemeyin, zor. Giriş ücretli, müze değil, köy koruma derneği makbuz kesiyor. Yüksekliği 230 m. Bu yüksekliğe 1400 m patikadan yürüyerek ulaşılıyor. Terlik olmaz, ayakkabı giyin mutlaka, birde sağlam fener, otelde varmış aldık. Su almayı unutmayın. Eğer ay yoksa, gece zifiri karanlık oluyor, bizim çıktığımızda öyleydi.

Akşam güneşi batmaya başladığında tırmanmaya başlıyoruz. Yarım saat sonra,  karanlık basarken Yanartaş'a ulaşıyoruz. Girişte kilise kalıntısı var, ateşe tapanların ibadet yeri olduğu söyleniyor. Yanartaş 50 m eninde, 100 m boyunda, eğimli, geniş bir kayalık. Orta bölümlerdeki kaya aralıklarından alevler çıkıyor. Alev  yüksekliği en fazla yarım metre, çevreye yayılmıyor. Her yer kayalık olduğu için ateş çevre ormana sıçramıyor.

Alevler aydınlıkta tam belli olmuyor ama karanlıkta harika görünüyor. Gittiğimizde kimse yoktu, suyun birazını harcadım, döktüm küçük bir ateşin üzerine denemek için, söndü. Bizimkiler çok kızdı, bin yıldır sönmeyen ateşi söndürdün, tarih düşmanısın diye, kuruyunca yanmıştır tekrar.  Karanlık basınca kalabalıkta arttı, özellikle yabancılar, marşmelov getirmiş bazıları, ateşte kızartmak için, şarap getirenleri de gördük. Çok kalabalık olunca tadı kaçtı ayrıldık. İnerken koyu karanlık, göz gözü görmüyor, fenerle bile zor indik. Yorulsak da güzel bir akşam geçirmiştik, sıkıcı olmayan.

TAHTALI DAĞI
Antalya'nın batısı sırtını "Bey Sıra Dağlarına" dayamış. Tahtalı dağı da, Bey Sıra Dağlar grubunun içinde 2365 m yüksekliğinde ulu bir dağ. 750 m yüksekliğinden itibaren, 4350 m uzunluğunda teleferik ile zirveye ulaşılıyor. Çıralıdan, Teleferik  30 km. Teleferik ücretli, tam hatırlamıyorum ama kişi başı 100-200 tl, fiyatlar Euro cinsinden. Bizden başka Türk yoktu çıkan, Rus'du çoğunluk. Çıkmaya değer.

Belli bir yükseklikten sonra ağaç yetişmezmiş, burada da öyle. Ağaçların üzerinden giderken, birden yok oluyor ağaçlar, arazi kelleşiyor, keçi görmüştük ağaçsız zirvelerde, dağ keçisiymiş.
Yaz sıcağında bile zirve serin, tişört yetmiyor, üşütüyor. Hava açıksa çok uzak noktaları görebiliyorsunuz. Antalya çok yakın gibi görünüyor. Her yer ayağınızın altında.

Zirvede çay kahve içilecek tesisle, paraşütçüler var, yamaç paraşütçüleri. Siz öne, hoca arkaya biniyor, koşarak dağdan atlıyorsunuz, evet o dik yamaçlardan boşluğa atlıyorsunuz hem de koşarak birde üstüne ücret olarak euro veriyorsunuz. Tekirova meydana iniyorlar. Yarım saat sürüyor uçuş.

Mehmet Ali o zaman 14-15 yaşında. Hep isterdi paraşütten atlamayı. Hadi ister misin diyorum ciddi ciddi. Birden heyecanlanıyor, paraşütçü ile konuşmaya başlıyor, nasıl atlayacağız, öğrenmeye çalışıyor. Bir iki dakika sonra geliyor yanımıza "Anaç Kartal", izin vermiyorum, kimse bindiremez oğlumu bu ucubeye diyerek, çekip kurtarıyor yavrusunu. Mehmet Ali'nin heyecanı zor yatıştı, atamadı bir süre.


ULUPINAR
Çıralı'dan  Antalya yönünde, 10 km sonra  dağlarda, sağda "Ulupınar" tabelaları, aralıklı iki farklı yerden girişi var. Yola bir kaç yüz metre içerde. Dışardan görünüşü, içerisi hakkında fikir vermiyor. Görmeden tahmin edemezsiniz. Ulupınar su cenneti, her yerden sular fışkırıyor, doğal tabiat parkı, yemyeşil cennet gibi.  İsminin hakkını veriyor. Restoranlar kümelenmiş dağın yamacında, hepsi su cenneti. Derelerin üstünde masalar, asma çardaklarda masalar var, buz gibi sular her yerden  akıyor. Dışarısı cehennem sıcağı, burası serin ve nemli. Doğal klima. İnsan oturunca kalkmak istemiyor. Alabalık da yetiştiriliyor, canlısını görüyorsunuz havuzda. Kahvaltı, et yemekleri, balık, kuzu çevirme, her şey var. Mutlaka gidilmeli. Tavsiye ediyoruz.

Dört günlük tatilde, bütün duyguları yaşayarak, Olympos'dan aldığımız enerjiyle dönüyoruz Ankara'ya. Antalya'dan geçerken Nur pastanesinden yanık dondurma almayı da ihmal etmiyoruz.

2 yorum:

  1. Anlatım çok canlı, gitmek görmek isteği uyandırıyor. Yazılardaki yemek kısımları özellikle etkileyici.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yerleri anlatmak keyifli, yemek de gezmenin önemli parçası, iştah da açık olunca, sonuç bu.

      Sil