25 Haziran 2020 Perşembe
Bozburun, Selimiye
HAZİRAN 2019
Bozburun ve Selimiye, son yılların gözde tatil yerleri, daha önce gitmedik. Üçer günlük tatil planlıyoruz. Ramazan bayramı kalabalığından kurtulmak için, hemen tatil bitiminde, sabah altıda yoldayız. Tatilciler dönüyor biz gidiyoruz, dönüş yolu çok kalabalık, uzun kuyruklar oluşmuş bazı kavşaklarda. Biz sakin sakin gidiyoruz, seçimimiz doğru.
NASIL GİDİLİR
Ankara, Selimiye 700 km, 9 saat. Selimiye, Bozburun 10 km. Standart, Afyon, Dinar, Denizli, Tavas, Marmaris yolunu takip ediyoruz.
YOL ÜSTÜ
Dinar'a kadar olan güzergah Antalya ile aynı. Mola yeri bilgilerini Olympos Çıralı yazımda bulabilirsiniz. Dinar ve sonrasını anlatacağım.
Dinar girişinde yokuşta solda "Suçıkan" tesisleri var. Gündüz yolculuk yapıyorsanız uğrayın on dakika, değer. Bu bozkır topraklarda nasıl böyle bir yer olur diyeceksiniz. İsmiyle uyumlu olarak dağın tepesinden su fışkırıyor. Şelaleler oluşturarak aşağı düşüyor. Büyük Menderes ırmağının kaynaklarından. Doğa harikası. Kahvaltı, yemek mevcut, denemek kısmet olmadı. Bir keresinde ayçiçeği almıştık köylülerden, yeni koparılmış, koca bir teker. Yiyerek devam etmiştik yola. Taze ayçekirdeği de başka bir güzel oluyor, çocukluğumun tatlarından.
Denizli'de mola verebilirsiniz, eğer tekstil ihtiyacınız varsa. "Babadağlılar İşhanı;" havlu, bornoz, yatak örtüsü, buldan bezi gibi tekstil ürünleri üzerine bir numara. Dönüşte uğradık, Belkıs o kadar çok alışveriş yaptı ki, nasıl sığdırdık arabaya hayret ettim.
Kuzu eti seviyorsanız, "Denizli kebabını" tavsiye ederim. Babadağ işhanı arkasındaki meydanda sıralanmış kebapçıları deneyebilirsiniz. Konya fırın kebabı gibi. Çok lezzetli, baharatsız et, biraz yağlı, koyun kokusu hissedilmiyor. Porsiyon yerine gramla satılıyor. Yağa batırılmış pide ile servis ediliyor.
"Pamukkale", Denizli girişine 20 km. Yol üstü uğrak yeri olamayacak kadar detaylı. Pamukkale'yi ziyaret etmek isterseniz, bir gece kalmanız gerekir.
Denizli, gördüğüm en sıcak şehirlerden, şehir içi yerine, serin bir yerde mola vermek isterseniz, Denizli çıkışında dağlar başlıyor, 30 km sonra solda "Tuna dinlenme tesisleri" var. Ağaçlar altında geniş bir bahçesi var, dinlenmek ve yemek için uygun.
Kokoreç sevenler, Tavas çıkışında "Bağlı Kokoreç" deneyebilirsiniz.
Muğla'yı geçince Sakar geçidinde seyir molası, beş dakika yeterli, Gökova körfezini seyrediyoruz, sanki uçakta gibiyiz. Akyaka'ya uğrayıp, ayağımızı buz gibi Azmak ırmağına uzatsak mı? Vazgeçiyoruz bu düşünceden, çok vakit kaybederiz. Onun yerine Aşıklar yoluna giriyoruz, bir kaç adım atıp uyuşan bacaklarımızı açarız, hem de Akçapınar tostçusuna uğrar, tost yeriz.
Aşıklar yolu Akyaka kavşağını geçtikten hemen sonra, Akçapınar'da, eski Gökova Marmaris yolu. Her iki yanında yüzlerce okaliptus ağacı bulunan, bir kaç km uzunluğunda doğal film seti. Türkiye'nin en güzel yollarından. Akçapınar tostçusu da aşıklar yolunun bittiği yerde. Tost yiyoruz, harika manzara eşliğinde.
Aşıklar yolu 1938'de, sıtma hastalığını önlemek üzere, bataklığı kurutmak için Avustralya'dan getirilen okaliptus ağaçlarının dikilmesiyle oluşmuş. Belli ki amaç yalnızca bataklığı kurutmak değil, Marmaris yolunu da korumak, yoksa niye yol boyu dikilsin.
Okaliptus, Türkiye'ye özgü bir ağaç olmayıp, günde 400 lt su tüketimiyle, tam bir su canavarı, yerli ağaçlar ise ekonomik, 20-30 lt. yetiyor. Okaliptus fazla su tüketip bataklıkları kuruttuğu için sıtma ağacı olarak da bilinir.
Marmarisi pas geçip, Datça yoluna yöneliyoruz.Yirmi km sonra, Hisarönü yol ayırımına iki km kala, Camiyi geçince hemen sağda, ciplerle(jip değil doğrusu cip!) dolu bir bahçede duruyoruz, Filiz'i görmek için. Sevgili Filiz liseden arkadaşım. Teknoloji sağolsun, lise arkadaşlarımın çoğuyla uzun yıllar geçmiş olsada görüşebiliyoruz.
Lise yıllarımız, kabus gibi, 1980 hemen öncesi, anarşi günleri, can güvenliğimizin bile olmadığı, gençliğimizi yaşayamadığımız, kardeşin kardeşe düşman olduğu, her gün onlarca gencin öldürüldüğü, kötü günler.
Filiz; şair, şiir kitapları var. Ankara'da şiir dinletisine gitmiştim, çok güzel okuyor, duygu dolu. Dinlerken haz alıyorsunuz. Ben okurken aynı şeyleri hissetmiyorum, şiirde okuma tarzı önemli.
Ailesiyle birlikte işletiyorlar burayı, cip safarilere hizmet veriyorlar. Ciplerin molası bitiyor, Filiz rahatlıyor. İki çift laf edebiliriz artık.
Oturuyoruz birlikte, soğuk soda içerek, lise arkadaşlarımızı çekiştiriyoruz. Tenekede tavuk çok güzel yaparım, meşhurdur burada, bekleyin yapayım diyor. Tok olduğumuzu söylüyoruz, dönüşte alacağımız olsun diyerek vedalaşıyoruz Filiz'le.
Hisarönü Kızkumu yolumuzun üzerinde, denizin ortasında yürüyormuş görüntüsü veren doğa harikası, panayır olmuş, deve gezdiricileri, papağan fotoğrafçıları, bilumum satıcılar, vıcık vıcık kalabalık, durmaya değmez, geçiyoruz.
Yıllar öncesini hatırladım birden, sevgili kızım Aslı 5 yaşında, Hisarönü …... Motel de tatildeyiz. İsmini hatırlıyorum, yazmak istemedim. Sakin ıssız kimsecikler yok, şu anki halinden eser yok. Kadınlı kızlı köylüler akşamları kıyıdan balık yakalıyorlar elleriyle, balıklar uyumaya kıyıya gelirmiş, onlarda yakalayıp sahile atarlardı, büyük balıklar, yarım, bir kilo, ne balığıydı hiç hatırlamıyorum. Öyle bakir zamanlar.
Bir akşam üstü otele bizim yaşlarımızda karı koca ve bir de kızı olan çift geldi, yemek yemeye. Otel sahibi onları öyle bir karşıladı, öyle bir ağırladı ki, ağzımız iki karış açık izliyoruz bizde, en güzel balıklar, içkiler, mezeler. Otel sahibini ilk defa o gün gördük, bizzat servis yaptı. Çocuk her yerde çocuk, çiftin çocukları sıkıldı, Aslı'nın yanına geldi, birlikte oynadılar. Bunun üzerine bizim masaya da ikramlar yağmaya başladı. Hiç anlam veremedik. Genç çift ayrılırken otel sahibi önlerine yattı nerdeyse. Değil hesap almak, üstüne hesap verecek, öyle bir durum.
Onlar gittikten sonra otel sahibi yanımıza geldi, bizimle sohbet etmeye, onları tanıdığımızı zannetmiş, birden değerimiz artmıştı. Genç çift Marmaris' in, biri savcısı diğeri hakimi. Marmaris civarında sorunlu araziler çokmuş. İnanın kral ve kraliçe gelse bu kadar ağırlanmazdı.
O zaman saftık henüz, Türk adaletine güvenimiz tam, ama insanoğlu çiğ süt emmiş, kafamda soru işaretleri belirmişti, acaba...?
Turgut şelalesi ve Selimiye'yi geçip Bozburun'a ulaşıyoruz.
BOZBURUN, OTEL APHRODITE
Bozburun, şimdilerde daha çok tekne kiralamaları yapılan, turların başlangıç noktası, eski bir balıkçı köyü. Adı gibi boz, su kaynakları kısıtlı. Koyda, sahilin sağı otel ve yerleşim alanı, sol tarafı yalnızca otel ama araç yolu yok. Otel telefonla aranıp haber veriliyor, tekneyle gelip sizi alıyorlar. Otele deniz yoluyla gidiyorsunuz. Denize tam sıfır. Otelden iskeleye ve direk derin denize.
Otelde bizden başka kalabalık bir aile daha var, çoluk çocuk 10 kişi varlar. Anlaşmamız oda kahvaltı. Akşam bir şeyler atıştırıp, biraz deniz keyfi, yorgunluktan erken yatıyoruz. Sabah saat 6 da pat pat pat motor sesiyle uyanıyoruz. Balıkçı teknesi, pancar motorlu, öyle yüksek bir ses ki uyanmama ihtimali yok, eğer tekrar uyuduysanız, hemen ardından çevredeki horozlar başlıyor. Ne güzel işte horoz sesi, doğal dediğinizi duyar gibi oluyorum. İlk bir kaç kez ötmesi tamam, ama hiç susmuyor, uyumak ne mümkün, horozu yakalayıp pilav üstü yapmak isteği uyandırıyor. Tekrar pancar motorlu tekne başlıyor bu sefer, tamam teslim oluyoruz, kalktık.
Pancar motorları Türkiye'de yapılan ilk motorlar, 1950'lerden. Üniversitede, Nuri Saryal hocamız anlatırdı, Türkiye'de ilk motorlar 2. Dünya savaşından kaçan Polonyalılar tarafından yapılmış Etimesgut'da, uçaklarda kullanılmak üzere. Nuri Hocam o zaman öğrenci, staj yapıyor. Aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen aynı motorlar kullanılıyor, eski motorlar mı, yoksa üretim var mı bilmiyorum.
Sesini nerde olsa tanırsınız, yok böyle bir gürültü.
Kahvaltı hazır değil daha, oturuyoruz sahilde biraz, koyda giden gelen tekneleri izliyoruz, harika bir manzara. Kahvaltı sonrası, diğer ailede ayrılıyor. Koca otel bizim. Çalışanlar, biz, kedi ve tavuklar, kaldık baş başa.
Öğlen ne yemek istediğimizi sordular, Balık olarak çiftlik çinekop, levrek yada ızgaralar. Bu sefer ben sordum siz ne yiyeceksiniz öğlen yemeğinde, aşçıdan öğrendi geldi, taze fasulye, pilav, cacık. Daha ne olsun, birer kap biz de istiyoruz. Öğle yemeği tamam.
Akşam için otelin sahibine taze deniz balığı yok mu dedim. Akşam balıkçılara haber vermek gerekiyormuş. Yarın ayarlar mısın, fiyatı uygun olsun, büyük küçük fark etmez dedim. Bu akşam mezelerle idare ederiz. Mezeleri güzel gerçekten. Akşam erken yatıyoruz, sabah erken kalkmaya mecburuz nasıl olsa.
Kaldık Belkıs'la baş başa, tam balayı. Körün istediği bir göz Allah vermiş iki göz. Denize gir, istediğin yerde yat, biraz güneş biraz gölge. Sağıma yattım, olmadı soluma döndüm, düz yattım. Baktım olacak gibi değil kitap okudum. İki günde bir kitabı okudum bitirdim. Belkıs fotoğrafımı çekip çocuklara gönderdi, bakın babanız kitap okuyor, işte kanıtı. Yemek sonrası gölgede biraz kestirdim. Koca otelde tek başına kalmak çok özenilecek bir durum değil. İnsan gerekiyor, iki çift laf edecek.
Yandaki otele tekneyle genç bir çift geldi, o otel de boş. İnternetten baktım otele, çok pahalı bir otel, öyle bir özelliği de yok. Balayı çiftleri geliyormuş çoğunlukla. Şimdi anlaşıldı niye kazık olduğu. Gelen çift de balayı için gelmiş, hallerinden belliydi zaten. Çalışanların konuşmalarını duyuyoruz, akşam güneş batarken sahile denizin içinde bir masa hazırlandı yeni evlilere, bizde şahit oluyoruz olan bitene mecburen, her yer sessiz ve ıssız. Oturdular masaya, her şey güzel, güneş battı, hava serin, deniz soğuk. Biz üzerimizi değiştirip normal kıyafetlerimizi giymişiz çoktan. Zavallı gençler, sahilden bir kaç metre içerde kurulmuş masada, ayaklar sığ denizin içinde sandalyede oturuyorlar, güya keyif yapıyorlar. Üşüdüler ama çıkmıyorlar. Nerdeyse biz gideceğiz yanlarına çıkın artık sudan, dondunuz, hasta olacaksınız, balayınız zehir olacak diye. Biz o yaşta olsak ne yapardık merak ediyorum. Otelcilere de kızdım içimden, zavallı tecrübesiz çocuklara yapmamalılar böyle şeyleri.
Akşam yemeğinde geliyor taze balıklar. Kızartması olur bunların diyor aşçı, Sokkan ve Barakuda balıkları, 20 santim civarında. Baktım internete Sokkan buralara has bir balık. Barakuda ise bir metreden büyük kocaman olması lazım, bize sahte balık mı geldi, tekrar baktım yediğimiz balığa, evet barakuda ama yavru. Büyümeden yakalanmış, kontrol eden yoktu nasıl olsa. Mundar etmeden yedik balıkları uzun akşam yemeğinde, özel otelimizde.
Otel bize özel, ama yine de çok kalınmaz, tatil köyü gibi, dışarı çıkamıyorsunuz, çevreyi gezemiyorsunuz. Üç gün çok bile geldi, sıkılmaya başlamıştık.
SELİMİYE
Sabah kahvaltı sonrası ayrılıyoruz Bozburun'dan, Selimiye 10 km, çok yakın. Yakın olmalarına rağmen, tatil kavramları çok farklı. Selimiye'de özgürlük var, küçük bir köy, sahil boyu sıralanmış oteller, en güzel yanı sahilden yürüyebiliyorsunuz, herkese açık. Şirin küçük hoş bir yer, doğal bir rahatlık durumu var, yalnız ve tek tatil yapmak isteyen kadınlar çok rahat eder. Küçük bir kusuru var, fiyatlar uçuk. Ankara fiyatlarına rastlarsak, ucuz diyoruz, o derece. Servis ve hizmet çok iyi.
ÜZÜM TATİL EVİ
Kaldığımız otelin ismi, otel değil de tatil evi olunca kazık daha sivri oluyor doğal olarak, ama bildiğimiz otel. Kahvaltısı ahşap altlıklarla veriliyor hizmet süper, kahvaltı ise standart ve özelliksiz. Oda, yatak, duş hepsi standart ama oda deniz görüyor, denizi görüp ne yapacaksak, sanki odada kalıyoruz, yatmadan yatmaya.
Otelin önü iskele, derin beş altı metre var, deniz berrak dibi görünüyor, dalga hiç yok. Koy da boy boy lüks yatlar sıralanmış. Tam tatil cenneti. Amerikan filmleri gibi.
Sabah alışkanlık erken kalkıyoruz, kahvaltı öncesi doğru denize, Belkıs bayılıyor böyle denize, uzun uzun yüzüyor, ben sıkılıp çıkıyorum.
Yan iskelede küçük bir teknede ağ temizliyorlar. Yanlarına gidiyorum, rasgele diyorum, balıktan yeni dönmüşler, balıkları tek tek ağdan çıkarıyorlar. Yandaki pansiyonun sahipleri, Selimiye'nin yerlileri. Ne balığı bu diyorum, Sokkan. Demek sokkan balığının canlı hali böyleymiş. Çirkin balık. Dikeni çok acıtırmış, herkes ağdan çıkartamazmış, ismi o nedenle Sokkan'mış. Belki 50 kilo balık var. Birde ahtapot yakalamış canlı. Ne yapacaksın bunları diyorum, ahtapotu kilosu 70 den lokantaya verecekmiş. Lokantada ise porsiyonu 80-90 arası, en az üç dört porsiyon çıkar. Balıkları da komşulara dağıtacağım, lokantalar beğenmez, almaz diyor.
Sohbeti koyulaştırıyoruz. Şansın yokmuş başka balık yakalayamamışsın diyorum. Av yasağı var, Sokkan hariç zaten pek balık olmaz bu mevsimde, onu da özel izinle yakalıyoruz. Belki lagos çıkar, çok az, onunda avlanma boy limiti var, hem de avlanmak yasak. Sokkan için avlanma izni varmış sadece. Şaşırmıştım söylediklerine, lokantaların tamamında kocaman yazılarla balıklarımız taze günlük yazıyor dedim, abi balıkların çoğu yerli bile değil ithal, yerli olanlarında günlük olma ihtimalleri yok, avlanma yasağı var, yada kaçak avlanmış. Galiba buzluktan günlük çıkarıyorlar, o yüzden günlük taze yazılıyor, soğuk espri yapmayı ihmal etmedim.
Birden şimşekler çaktı bende, av yasağı olduğu halde bu balıklar nasıl oluyorda günlük olabiliyor. Balıkçı lokantalarını bu hale biz getirmiştik, kaçak av yapılmasına biz sebep oluyorduk. Biz, tatilciler, illede balık yemek için çok yüksek fiyat ödemeye razı, güya çoğumuz çevreci, doğa dostu. Bazı şeyleri görmek istemiyorduk, kafamızı kuma gömmüştük. Ülkemizde bazı balıkların neslinin tükenmesine katkıda bulunuyorduk. Anlattım Belkıs'a, karar verdik, bir daha deniz kenarında yerel yada çiftlik balığı haricinde balık yemeyeceğiz.
Balıkçıya öğleden sonra bize Sokkan yapar mısın diye sordum, tamam abi irilerinden ayıracağım dedi, ne kadar istersiniz dedi, 2 kilo olsun dedim, çok abi yiyemezsiniz, siz tamam deyinceye kadar getireceğim dedi. Hemen bitişik pansiyon, öğleden sonra Sokkan ziyafeti çektik yanında salata ve içeceklerle.
PİANO BAR, TEOMAN ARAS VE NECO
Piano bar, hemen sahilde, yaklaşık 20 masalı. Önünden geçerken kocaman afiş, bu akşam Teoman Aras, yarın akşam Neco sahne alacak. Hemen rezervasyonu yaptırdık. Konser ücreti olarak, içecekler yüzde elli zamlı. 20 liralık bira 30 lira. Teoman Aras elektro gitar çalıyor, jaz, blues tarzı. Bir heves gittik bara, kimse yok, 10 dakika var konsere. Tam sahne karşısına en güzel masaya oturduk. Konser başladı, bir masa daha geldi. Güzelde çalıyor ama kimse yok, üstelik çok da ucuz. Sonra bir kadın daha geldi, arkasını sahneye dönerek oturdu. Toplam 3 masa, 5 kişi. Sanki bize özel çalıyor. Sordum garsona istek alır mı diye, neden almasın dedi, yazdım kağıda Pink Floyd, herhangi bir şarkısı, gitarcı ya. Kağıdı okudu, kim istedi diye sordu garsona, müşteri abi, çalamam zor şarkılar dedi, biz de duyuyoruz, güya fısıldıyor, patron istese çalacak. İsteğimizi çalmasa da yine de eğlendik, canlı müzik bir başka.
Sonraki akşam 20 dakika erken gittik, bu sefer Neco. Garson masaları belirlemiş, masamız güzel, sahnenin çapraz karşısı. Yerler hınca hınç dolu, konser ücreti olarak, içecek fiyatları iki kat zamlı. 20 liralık bira 40 lira. İzleyiciler 30-80 yaş arası, çoğunluk 50 lerde. Neco muhteşem, bel altı fıkralar anlatıyor, gülüyor, güldürüyor, hem şarkılar söyleyip hem de sorular soruyor şarkılarla ilgili, +70 ler hepsini biliyor soruların, şarkılara eşlik ediyorlar. Çok geniş repertuarı var, Türkçe, İngilizce, Fransızca, şarkılar, genellikle romantik. Çok eğleniyoruz bizde. İki saatten daha uzun kalıyor sahnede. Çıkışta Neco'yu kutladık, maşallahın var Neco dedik, teşekkür etti, o da bize iltifat etti, el sıkıştık. Biz ayrıldık, Neco geceye yeni başlamış gibi, birasını içip arkadaşlarıyla sohbete devam etti.
KÖY YEMEKLERİ
İskeleye çıkan denize dik bir sokak var Selimiye'de, Beyaz Ev de orada. Beyaz Ev, ev yemekleri çok favori yerlerden, zeytinyağlıları güzelmiş, oturacak yer yoktu. Aynı sokakta Köy Yemekleri yazan lokantaya girdik, burası klasik ev yemekleri yapan, kadınların işlettiği daha halk tipi. Yemeklerine bayıldık. Paylaşarak 4 çeşit yemeği afiyetle yedik. Fiyatları Selimiye'ye göre uygun. Selimiye'de, sızma zeytinyağı, keçi sütü, günlük balık gibi özel yiyecek ismi duyarsanız, kazığın ucunun iyice sivri olacağını unutmayın.
BEYAZ EV DONDURMA, KIRLANGIÇ
Yine aynı sokakta, zaten tamamı 50 metrelik bir sokak , Beyaz Ev Dondurma, el yapımı dondurmacı var. Yanık var mı dedim, var hem de keçi sütünden dedi, satıcı kadın. Eyvah eyvah, tamam anladık kazık, kaliteli yanık dondurma için değer, ikişer top yanık aldık. Dükkanın önünde alçak sundurma var, oturduk oraya beş dakika, ayakta yemek istemiyoruz. Dondurma gerçekten güzel. Sahibi kadınla sohbet ediyoruz yanık dondurma hakkında, ne de olsa bizde tecrübeliyiz yanık dondurma konusunda.
Birden başımızın hemen üstünden bir kuş jet gibi geçiyor, sundurmanın duvarla birleştiği yerdeki yuvasına konuyor. Kırlangıç. Yuvanın yüksekliği elinizle uzanıp dokunacağınız mesafede, hemen üstümüzde, o kadar yakın. Hayretler içinde kalıyoruz, kırlangıcı ilk defa bu kadar yakından görüyoruz. Doğa harikası bir canlı. Sürekli keskin hareketlerle hep havada uçarken gördüğümüz kırlangıcı ilk defa ayakları üzerinde gördük. Yuvası15 santim büyüklüğünde bir sepet gibi, tam iki duvarın köşesine yapıştırmış. Kırlangıç, yuvasını kendi hazırladığı çamurumsu bir madde ile yapıyor, üst üste ekleye ekleye, tuğla gibi örüyor. İnsanlara alışmışlar, biri giriyor, öbürü çıkıyor, belli ki yavrularını erkek ve dişi birlikte besliyorlar. Kırlangıç günde kendi ağırlığı kadar böcek yermiş, uçarken avlarmış onları. Ürkütmemek için ilgilenmiş görünmedik, fotoğraf çekmedik, yavruyu büyütüp mevsim bitiminde uzak yerlere göçecekler daha, işleri uzun ve zor.
MAVİ PİDE
Mavi pide, ana cadde üzerinde girişte, mavi renginden görmemeniz mümkün değil, burada her yer birbirine çok yakın. Türk usulü, kıymalı, kuşbaşılı pide çeşitleri yapıyor. Lezzetli, damak tadımıza uygun.
LOSTA TATLICI
Losta Selimiye'nin eski isimlerinden. Pastane ismi kendine almış. Yine aynı cadde üzerinde. Tavsiye üzerine denedik. Keçi peynirli tatlısını güzelmiş. Keçi peyniri deyince anlaşılıyor zaten. Baklava hamuru keçi peynirine sarılarak yapılan bir tatlı. Künefe taklidi. Denedik, tatlı işte.
TURGUT ŞELALESİ
Tatilin sonu, Selimiye'den ayrılıp Marmaris'e doğru yola koyuluyoruz. 10 km sonra Turgut şelalesi var. Doğal oluşum, ziyaret ediyoruz, değer, serinlemek için buz gibi suyuna girilebiliyor. Biz denemedik.
Selimiye gerçekten tatil yapmak için çok güzel, her türlü imkan var, fiyatlara bakmadan tatil yaparsanız, daha rahat edersiniz. Balık konusunda yazdıklarımı dikkate almanız dileğiyle. Ankara'ya uzun yol var önümüzde, çam balını Marmaris' den alacağız.
Sonraki gezide görüşmek üzere.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder