5 Ağustos 2020 Çarşamba

Köpek Tarçın



Filmlerde şöyle bir başlangıç vardır, "anlatılan olaylar gerçek bir hikayeden alınmıştır" Aşağıda anlatacaklarım 2019 da başlamış ve halen devam eden gerçek hayattır.

Yaşadığımız apartman 50 daireli ve site içerisinde, site 4 apartmandan oluşuyor, çevresi korunaklı, geniş ağaçlıklı bahçe ve parkları, kapıda güvenliği olan bir yer. İlk yapıldığından itibaren, 20 yıldır oturuyoruz.

2019 kış ayları, apartmanın çevresinde tarçın renginde kısa tüylü, düşük kulaklı, orta boy bir köpek görmeye başladım, daha önce de başka köpekler de görüyordum, sonra kayboluyorlardı. Güvenlik ve apartman sakinleri köpekleri site dışına kovalıyorlar ya da köpekler aradığını bulamayıp çekip gidiyorlar. Tarçın renkli köpek çetin ceviz çıkmış, çıkmıyordu site dışına, ayrılmıyordu apartmanın çevresinden, belli ki sevmişti bizi ya da gidecek başka bir yeri yoktu. Arka bahçede bir köşede uslu uslu yatıyordu, mesken edinmiş, yuva bellemişti. Yattığı yeri, konumu nedeniyle özellikle seçmiş belli, çevreye hakim, herkesi görebilir kolayca tehlikelerden kaçabilir. Tarçın için tehlike, insan demek.

Ürkek, insanlara yaklaşmak şöyle dursun, insan görünce kaçacak delik arıyor, üstelik bir ayağı da aksak, çok eziyet görmüş insanlardan. Buna rağmen  yine de bize sığınmış. Apartmandan bir kaç kişinin daha dikkatini çekmiş, beslemeye başladık, yemek artıkları, mama, kemik vb yiyecekler veriyorduk.

Hikayesini de öğreniyorduk, sağdan soldan. Biz fark etmemiştik ama Tarçın daha önceleri de gelmiş ve kalıcı olmayı denemiş. Zayıf, çelimsiz fiziki yapısı gereği diğer sokak köpekleriyle bir arada yaşayamayacak bir cins. İnsanlarla birlikte ama uzak olmayı tercih ediyor, mecburdu buna zaten, belli ki sahipli bir köpekti önceleri, sokağa terkedilmişti nedense.

Tarçın apartman yöneticileri tarafından istenilmemiş, defalarca belediyeye şikayet edilmiş, yakalanarak götürülmüş, her defasında da bir süre sonra tekrar gelmişti. Yine şikayet edildi ama belediye artık gelmiyordu.

Hikayesini öğrendikten sonra köpeğe ilgimiz daha da arttı. İstenilmediği halde yine de her defasında bize geri geliyordu. Demek ki çaresizdi, gidecek başka yeri olsa gitmez miydi, istenmediği, sevilmediği yerde kalır mıydı? Aslında bu köpek bize bir hediye, lütuf, bize sığınmıştı. Bize sığınan bir canlıyı atacak değildik ya, bakacak, sahiplenecektik, zor bir şey değildi.

İnsanlara ne yapmıştı da sürekli şikayet ediyorlar, istemiyorlardı. Öğrendik nedenini, etrafı kirletiyormuş, onu besleyenler yiyecekleri açıkta bırakarak, çevre kirliliğine neden oluyormuş, bazı insanlar, çocuklar korkuyormuş, insanlara saldırabilirmiş. Bir grup apartman sakini ve yönetim nefret ediyordu ondan. Oysa asıl mağdur olan Tarçın, insanlardan öyle çok korkuyor ki 10 m den fazla kimse yaklaşamıyor, kuyruğunu kıstırıp kaçıyor, havlamayı bilmiyordu bile. Evet, arada çevreye kakasını yapıyordu, başka nereye yapacaktı ki. Evde beslenen diğer köpeklerin  bahçeye yaptığı kakalar da, Tarçın'ın üzerine kalıyordu. Neredeyse Ankara'nın temizlik sorununun nedeni bu köpekti. Vurun abalıya.

Artık koruyup kollayacak sahipleri vardı, köpek nasıl beslenir, ne yer, ne içer, internetten öğrendik, veterinere sorduk, ilaçlarını aldık. Yemek yedikleri yere kakalarını yapmazlarmış, ince tavuk kemikleri tehlikeliymiş, et ve kemikler pişirilmeliymiş. Daha bilmediğimiz pek çok şey.

Mevsim kış ve dışarısı kar, soğuk. Tarçın, bu ayazda dışarıda yatıyor titreye titreye. Kuyruğu donuyor ve sırtına yapışıyor. Kızım Aslı çok üzüldü bu duruma, "ben kendim kulübe alacağım, yazık bu hayvana" dedi. Yöneticiye haber gönderdim, kendim özel olarak kulübe almak istiyorum köpek için. Köpekten öyle nefret ediyorlar ki ortak kulübe almayı teklif dahi edemedim, değmez, ben alabilirim kulübeyi. Yönetici kabul etti ama bir şartı vardı, apartmandan çok uzak bir yere koyacaktık kulübeyi, bir taşla iki kuş vurmuş olacaktı, hem köpekten kurtulacaklar, hem de hayvan sever bilineceklerdi. Ne de olsa hayvanseverlik pirim yapmaya başlamıştı son yıllarda, iyi bir şeydi. Köpek soğuktan donmasın diye hemen kabul ettim. Ama filmlerdeki gibi olmuyor gerçek hayat, köpeğin fikrini sormamıştık.

Haymana yolu üzerinde kulübe satan yerler var, Belkıs'la birlikte gittik, bir kaç satıcıya uğradık, baktık kulübelere, hangisini alsak bilmiyoruz ki. En son baktığımız yerdeki satıcı bilgili, kendi köpekleri de var, biliyor bu işi. Kulübe büyük olmayacak, köpek nefesiyle ısınacak çünkü, kapısı girebileceği kadar olsun yeter. Kulübenin kapısı yağmur almayan yöne yerleştirilecek. Eve getirmeyi de kabul etti, aldık kulübeyi. Rahatlamıştık. Karda, yağmurda, köpek kulübesinde rahat edecekti.

İstenilen uzak köşeye yerleştirdik kulübeyi, içine köpeğin sevdiği yiyeceklerden koyduk, köpek bana mısın demedi yaklaşmadı bile, aç kaldı yine gitmedi. Yattığı yeri değiştirmedi, eksi 10 derecelerde bile kıpırdamadı yerinden. Kulübenin yerini sevmemişti, çevreye hakim değildi. Tuzak gibiydi kulübe, içinden çevresini göremiyordu, belki de yakalanıp tekrar götürüleceğini düşünüyordu. Bu hiç aklımıza gelmemişti, kulübeye gireceğini, soğuktan korunacağını, mutlu mesut yaşayacağını düşünmüştük. Evdeki hesap çarşıya uymamıştı.

Pes etmek yok, köpek kulübeye gitmiyorsa kulübeyi köpeğe getirebilirdik, alışınca tekrar değiştirirdik yerini.  Mehmet Ali'yle birlikte kulübeyi her zaman yattığı yerin yakınına taşıdık. Gözlerden uzak , en arka ve en köşe yere koyduk. Bazı sakinlerin de dikkatini çekiyor kulübe, soruyor, öğrenmek istiyorlardı ne olup bittiğini. Köpeğe ilgi gösteren,  biz ve bir kaç komşu daha var, diğerleri genelde izleyici.

Yönetici ve yönetici olmadığı halde, yöneticiden daha çok yönetici olan bir kaç komşu bu durumdan  kendilerine vazife çıkarmışlar. Apartman görevlisi ile haberler gelmeye başladı. Kulübeyi kaldırın buradan, yeri olmamış, her defasında da sorun çıkmaması için köpek kulübeye alışınca kaldıracağımı söyledim. Neden bu kadar rahatsız ediyordu köpek bu insanları anlaşılır şey değil. Kulübe çok sevimli, koyduğumuz yer arka bahçede ve gözlerden uzak üstelikte hiç bir şeyi engellemiyordu, kocaman alanın en ücra köşesi. Yan apartmandaki komşular bile sevinmişti bu duruma, pencereden izleyip sorular soruyorlardı köpek ve kulübeyle ilgili.

Bir kaç gün sonra, hafta arası işyerinden yöneticiyi aradım, uzun uzun konuştuk, köpeğin bakımını üstlendiğimi, sorumluluğu aldığımı, bunu da apartmana bir yazı ile duyuracağımı, köpek kulübeye alışınca da yerini değiştireceğimi söyledim. Anlaştığımızı düşünüyordum, ne de olsa insanlar konuşa konuşa anlaşırmış.

Bu konuşmadan bir saat sonra Belkıs aradı, kulübeyi çok daha uzak bir yerlere götürüp, attılar diye. Yapan da yönetici ve birkaç destekçisi. Kendimden şüpheye düştüm, konuşup anlaşmıştık güya.
İnsan oğlunu anlamak zor, işi galibiyet, mağlubiyet gibi maç havasında düşünüyorlar. İlla ki kendi dedikleri olacak, köpeğe ne olursa olsun. Belkıs, Mehmet Ali ve bir kaç komşu daha epey tartışmışlar kulübeyi taşıttıran yönetici ve ekibiyle. İyi ki işteymişim, evde olsam sakin kalabilir miydim, bilmiyorum.

Sorun çıkarmak için bahane, bana ait olan kulübenin yerini canlarının istediği gibi değiştirmeleri kanuni değil, insani değil, etik değil, komşuluk hiç değil. Sineye çektik olanları, gidip kavga mı edecektik, ama sorunu da çözmeliydik, kavga etmeden, küsmeden de sorunlar çözülebiliyordu, biraz sabır, tecrübelerim böyle söylüyordu. Kulübe bir köşede köpek başka bir köşede. Ocak ayı boyunca böyle geçti. Köpek titreye titreye yerinde yattı. Bu durumu göre göre nasıl katlandılar anlamadım, bu nasıl vicdan. En azından köpeği kovalayamıyorlardı, biliyorlardı ki köpeğin de sevenleri, koruyanları vardı artık.

Yılmak yok, Şubat da apartman yönetim toplantısı var, gündeme getirir karar alabiliriz. Aynı sitede bize en uzak apartmanın da bir sokak köpeği var, sevimli, cana yakın ve insandan korkmayan. Bir de kulübesi var, içinde yatıyor.

Gittim o apartmanın yöneticisiyle konuşmaya, nasıl yaptınız bu işi diye. Evinde yokmuş, telefonunu aldım. Aradım konuştuk, anlattı köpeğin hikayesini. Bir yıl önce o apartmandan bir kadın Gölbaşı civarında bu köpeğe otomobili ile çarpıyor, kadın da köpeği alıp veterinere götürüyor. Köpek bir süre veterinerde kalıyor, kadın bir kaç kez ziyaret ediyor. İyileşince de, köpek kadını takip edip oturduğu apartmana geliyor. Kapıdan ayrılmıyor. Yiyecek falan derken köpek apartmana alışıyor ve gitmiyor. Kendine yapılan iyiliği biliyor. Bizim Tarçın'dan farklı, biraz ilgi gösterilirse hemen yatıyor sevilmek istiyor. Tarçın ise çok şiddet gördüğü için hep mesafeli.

Sordum köpeğin bakımını, kulübeyi, her şey çok doğal, kimse karşı çıkmamış, herkes destek olmuş, ortak yapmışlar her şeyi. Hayret ettim, o apartmana bak bizimkine bak, anlamak mümkün değil. Anlattım o yöneticiye bizim durumumuzu, şaşırdı, anlamadı böyle bir şey nasıl olabilir diye.Yönetim toplantısında çözebilirsiniz bu sorunu, gündeme alın. 20 yılda yönetim toplantısına 2 kez katıldım, bu sefer aktif olarak katılacağız.

Apartman yönetim toplantısı 14 Şubat da. Tarihi hiç unutmuyorum sevgililer gününden dolayı. Sevgililer gününde apartman yönetimi toplantısı!! Katılım olmasın diye mi, yoksa öyle mi denk geldi bilmiyorum. Konuyla ilgisi olduğunu düşündüğümüz, köpeklere ilgi gösteren, evinde köpek besleyen komşuları toplantı öncesi ziyaret ettik. Durumu anlattık, toplantıya katılmalarını ya da bize vekalet vermelerini önerdik. Tarçın'ın sayesinde daha önce tanımadığımız komşularla tanışmış olduk.

Apartman yönetim toplantısına katılım, standart demirbaş yönetim kadrosu ile köpek için gelmiş bizim gibi üç beş komşu ile oldu. Özellikle köpek sahibi olan ve katılacağını düşündüğümüz komşuların katılmadığını gördük, umduğumuz dağlara kar yağdı. Toplantı başladığında köpek konusunu öne almayı teklif ettim, usul gereği olmazmış, sanki büyük millet meclisi, bu konuda bile tartışma çıktı, amaç köpek konusunu konuşmamak. Tabii ki bu mümkün olmadı ve doğal olarak 4 saat boyunca köpek konusu konuşuldu. Komşulardan birisi köpeğe isim olarak Tarçın önerdi. Köpeğin daha ismi bile yok. Hemen benimsedik bu ismi.

Kulübenin yeri konusunda ise anlaşma olamadı. 4-5 saat süren toplantı sonunda aynı yönetim seçildi yine, köpek konusunda karar almak mümkün olmadı ama köpeğin apartmanda sahiplerinin ve sevenlerinin olduğu, bakımının yapıldığı kafalara kazındı. Köpek konusunda olumlu düşündüğünü söyleyen komşulardan bazılarının ise toplantıya katılmamalarına anlam verememiştik. Neden çekinmişlerdi ki?

 Toplantı sonrası, Tarçın'ın beslenme ve bakımını bir komşu ile bizim üstlendiğimizi, destek olmak isteyenlerin  bizimle iletişime geçmelerini isteyen yazıları apartmanın kapısına astık. Dönüşümlü olarak sabah akşam Tarçın'ı besliyoruz. Varsa kakalarını, çevresindeki kirliliği temizliyoruz.

Her işte olduğu gibi bakım işi de çoğunlukla Belkıs'ın üzerine kaldı, hiç yüksünmeden severek yapıyor. Tarçın'da iyice alıştı ona, bir metre kadar yaklaşıyor ama dokundurtmuyor, oyunlar yapıyor Belkıs'a. 6 ayda ancak bu kadar yaklaşıyor en sevdiği insana. Geçenlerde Tarçın'ın kulübesini koyduğumuz yere ağaç diktiler, üstelik her yer ağaç iken. 20 yıldır akıllarına gelmeyen ağaç dikimi birden bire akıllarına geliverdi. Tarçın'ın varlığı en azından iyi bir işe yaramış oldu.
Önümüzdeki kış ne olacak, bekliyoruz.

Bir yıl sonra;
Pandemi ortalığı kasıp kavuruyor, ilkbahar, yaz ve sonbahar ayları geçti ve yine kış geldi. Sokağa çıkma yasakları, kapanmalar, herkes patlamış evde kalmaktan. Apartman çevresi Tarçına kaldı, özgürce geziyor, belki de gülüyor halimize, siz içerde ben dışarda, kulübemi elimden aldınız da  ne oldu diye.

Kasım ayı sonları soğuklar başladı, kulübe apartmanın altında depoda yatıyor anlamsızca. Tarçın da soğukta yatıyor dışarda insafsızca. Soğuk bir hafta sonu, daha fazla dayanamadım, haydi Mehmet Ali doğru aşağı depoya, kulübeyi Tarçının yattığı yere taşıyoruz. Ya Tarçını istemeyenler, bir şey söylerlerse, ya yine atarlarsa kulübeyi. Ne yaparız o zaman, ne yapacağımızı o an düşünürüz. Tarçın bir yıl daha soğukta yatmasın artık, hazır kulübesi de varken.

Daha önce veteriner de uyarmıştı bizi, sokak köpekleri kulübeye alışmayabilir, şaşırmayın demişti, deneyip görelim. Kulübeyi tam da Tarçının yattığı yere koyduk, eğri büğrü dengesiz bir yer, besledik kulübenin altını taşlarla, düzelttik kulübeyi. Kulübenin kapısını da çevreyi tam göreceği yöne çevirdik, içine eski bir battaniye serdik, alttan soğuk gelmesin diye çul olarak, birde kasaptan koca bir kemik alıp attım içine, alışsın diye.

Tarçın çok korkak, kulübeye gireceğini düşünmüyorduk. Tam tersi oldu, o akşam hava çok soğuk, kar yağdı. Tarçın kulübesinde yattı, inanamadık gözlerimize, hepimiz o kadar sevindik ki anlatamam. Bir kaç gün sonra gündüzleri de kulübede yatmaya başladı. Sanki hayatı boyunca bu kulübeyi beklemişti, öylesine sahiplenmişti. Neden geçen kış koymadık ki kulübeyi? Sabrın sonu selamet. Bir kaç cılız ses çıktı, kulübeyi kaldırın diye, umursamadık. Pandeminin de etkisi oldu sanırım, insanlar biraz daha kendilerinden başka canlıları da düşünür oldular ya da bize öyle geldi.

Arkadaşımız Filiz, ölçüsünü aldı kulübenin, keçe yaptırdı tabanına. Tarçın çok sevdi kulübesini, uzaktan birilerini görünce hemen kulübesinden çıkıp bir köşeye kaçıyor, insanlar gözden kaybolunca tekrar doğru kulübesine, evden görebiliyoruz bütün olan biteni. 

Tarçın da apartman sakinlerinden biri oldu, yavaş yavaş diğer sakinlerde  alışmaya başladı Tarçının varlığına, benimsediler zamanla. Tarçın aynı Tarçın, hiç değişmedi, yine insanlara hiç yaklaşmıyor, yaklaştırmıyor kimseyi kendine, özgür köpek.

2 yorum:

  1. Tarcini nasil ikna edersiniz bilmiyorum ama diger kopegin yanina goturebilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarçın diğer köpeği pek sevmiyor, özgür ruhlu, evcilleşmek istemiyor. Diğer köpek çok uyanık, aç olduğu zaman Tarçın yerinde yoksa, yemeğini çalıyor.

      Sil