Antakya'da gezilecek ve alışveriş yapılacak yerler birbirine yakın, en uzağı beş dakikalık mesafede, müze hariç arabaya ihtiyaç yok, yürüyerek her yere ulaşabiliyorsunuz.
İlk gün hava güneşli, son iki gün ise yağmurluydu. Ara ara hep yağmur yağdı. Yağmurda gezmekte ayrı güzel, biraz ıslansak da çok keyif aldık.
ESKİ ANTAKYA
Eski Antakya, ırmağın yanında, daracık taş sokakları olan, yenilenmiş eski evleri, eski çarşısı, camisi, kilisesiyle günümüzde de yaşamaya devam ediyor. Eski zamanlarda yaşıyormuşsunuz gibi bir havası var. Ziyaretçilerin en çok gezdiği yer. Ankara'da Hamamönü, Samanpazarı'na benziyor, yaklaşık aynı büyüklükte ama daha bakımlı daha doğal halde. Yokuşu yok denecek kadar az. Antakya hakkında anlatılan ilk şey ne kadar hoşgörülü olduğu, cami ve kiliselerin yan yana olduğu, herkesin barış içinde yaşadığı. Bir kaç tarihi kilisesi var, ziyaret edemedik, bahçelerinden içeri dahi giremedik. Kilitliydi kapıları. Pek kullanıcısı yok gibi halleri vardı. Antakya'da kaldığımız süre boyunca zamanımızın çoğu eski Antakya'da geçti.
Adana'dan hediyelik olarak şalgam suyundan başka bir şey bulamadık, Hatay'da acısını çıkardık.
HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ
Hatay Arkeoloji müzesi, şehrin üç dört km dışında, yürüyerek gitmeye uygun değil, Harbiye'nin ters yönünde. Görkemli, yeni yapı. Müzekart geçerli aklınızda olsun, bizim yoktu, cimriliğim tuttu, gişedeki görevliye öğrenci olmaz mı diye sordum, baktı yüzümüze olmaz dedi, öğretmen kimliğiniz varsa yine indirim var. Tam bilet alarak girdik içeri.
Hatay tarihi eserler yönüyle zengin, müzesi de kocaman, özellikle mozaikleri. Mozaikler M.S 200 yıllarından kalma. Saatler sürüyor gezmesi. Yoruluyoruz müzede yürümekten, laf aramızda ben bazı bölümleri pas geçtim.
Müze çıkışı, müze kafede oturup dinleniyoruz, uzun uzun. Nezih bir kafe, çay içip, atıştırıyoruz, hediyelik alışveriş yapıyoruz, magnet alıyorum, devamını okuyunca ne magneti aldığımı anlayacaksınız.
Yine soğuk espri yapıyorum, Belkıs, gidelim artık çok oturduk burada, yoksa bizi de müzenin tarihi eserlerinden sanacaklar. Belkıs'da alıştı artık, hafif tebessüm ederek yüzüme bakıyor, yok yok merak etme o kadar da değil genciz daha diyor.
Müzede bol miktarda mozaik var, zengin evlerinin, hamamların vazgeçilmez aksesuarıymış mozaikler, özellikle yemek odasının, siz düşünün artık ne kadar büyük yemek salonları olduğunu, görseniz mozaikleri, kocamanlar.
Müzede dikkatimi çeken eserler:
"Zenci Balıkçı Mozaiği" Değişik bir mozaik.
"Kral Şuppiluliuma Heykeli" Hitit kralı, kralın ismini yanlış yazdığımı düşünmeyin, kontrol ettim doğru, bu ismi nasıl söylüyorlardı acaba? İnsan boyunda bir heykel. Şapkası ve kocaman gözleriyle çok güzel, dik dik bakıyor insana.
"İskelet Mozaiği" beni en çok etkileyen. Evet bildiğimiz iskelet, uzanmış yere, bir kolu yastığa dayanmış, öbür elinde kupa, yanında ekmek ve şarap testisi. Yanında şunlar yazıyor "iyi yaşa, hayattan keyif al" Yani, nasıl olsa herkes ölecek, hayattan keyif almaya bak, iyi yaşa.
Hayatın sırrını çözmüşler insanlar o tarihlerde. Aynı kural günümüzde de geçerli değil mi, uygulayabilirsen. Günümüzde her şey dert, sıkıntı, ölmeyeceğiz sanki. Dünyanın derdi bizim omuzlarımızda. Kurtulamazsan kısır döngüden, ömür boyu karamsarlık, mutsuzluk. O çağda uygulayabiliyorsa bu kuralı, günümüzde neden olmasın.
Müzeden hoş duygularla ayrılıyoruz, takmayacaktık hiç bir şeye, keyif alacaktık hayattan, hep pozitif olacaktık. Hadi bakalım. Hatay Arkeoloji Müzesi mutlaka gezilmeli.
TATLI PATATES
Müze çıkışı Sedat arıyor, kardeşim Seval'in eşi, enişte sözünü hiç sevmem, Belkıs ve benim için kardeşten ötedir Sedat, çok seviyoruz. Araba kullanıyorum Belkıs açıyor telefonu, Hatay'da olduğumuzu bilmiyorlarmış. Sohbet muhabbet, selamlaşma. Konuşma bitiyor.
Müzeden hoş duygularla ayrılıyoruz, takmayacaktık hiç bir şeye, keyif alacaktık hayattan, hep pozitif olacaktık. Hadi bakalım. Hatay Arkeoloji Müzesi mutlaka gezilmeli.
TATLI PATATES
Müze çıkışı Sedat arıyor, kardeşim Seval'in eşi, enişte sözünü hiç sevmem, Belkıs ve benim için kardeşten ötedir Sedat, çok seviyoruz. Araba kullanıyorum Belkıs açıyor telefonu, Hatay'da olduğumuzu bilmiyorlarmış. Sohbet muhabbet, selamlaşma. Konuşma bitiyor.
Bir kaç dakika sonra tekrar arıyor Sedat, bagajda yeriniz var mı? Evet var, İnci tatlı patates istiyor, Antakya'da yetişiyormuş. Fotoğraflarını da gönderdi Sedat, adı patates ama kendisi pancara, turpa benziyor, beyaz ve kırmızı renk olanı var.
İnci ister de biz almaz mıyız, sevgili yeğenim, dünya tatlısı, bu sene üniversite sınavına girecek, istediği yeri kazanır inşallah.
Akşam olmak üzere, dükkanlar kapanacak, bir an önce bulmalıyız tatlı patatesleri, sonraki gün 29 ekim bayram, her yer kapalıdır. İşi şansa bırakmayalım.
Dalıyoruz çarşıya, yeni Antakya'ya, manavların olduğu bir cadde buluyoruz, tatlı patates var mı diyorum, o da ne? diyor manav. Hay Allah ne şans. Başka birilerine hal nerede diye soruyorum, sebze hali. Bana adresi tarif ediyor, ben Ulus hali gibi bir yer canlandırıyorum kafamda.
Adresi buluyoruz, arabayı park ediyoruz, inip yürüyoruz hale. Şaşırıyoruz görünce, Toptancı hali. Yapacak bir şey yok, devam ediyoruz. Halin kapısında zabıta bekliyor, hal kapandı, saat beşi çeyrek geçiyor, beşte kapanır. Oldu mu ya. Zabıtaya önce tatlı patates var mıdır burada diye soruyorum, evet var 33 numaralı dükkanda ama kapandı hal, iki gün sonra gelin diyor. Durumu anlatıyorum, ta Ankara'dan geldik diyorum. İnsafa gelip, izin veriyor zabıta. Ne iyi insan. Dükkanların çoğu kapandı, şansınızı deneyin diyor.
Giriyoruz halden içeri kocaman toptancı dükkanları, depo gibi. Numaraları saya saya buluyoruz 33'ü. İki dükkan açık sadece, biri de 33. Yalnızca biz satarız tatlı patatesi burada diyor. Her yer çuval çuval tatlı patates. Müzedeki iskeletin faydası, olumlu düşün, pozitif ol, iyi ki gitmişiz müzeye.
Kapanmak üzereydik, işçiler gitti yalnızım diyor sahibi. Bilgi alıyoruz biraz. Toptancıyız biz çuvalla satarız diyor, çuvalı da siz taşıyacaksınız mecburen, araba giremezmiş içeri kesin yasakmış, yalnız kamyonlar. Üç dört çeşit tatlı patates var. En iyisi bu diyor.
Allahtan çuval küçük, 20 kilo civarı, fatura kesiyor bize, çıkışta zabıtaya gösterin diyor. Atıyorum omzuma çuvalı doğru arabaya, çıkışta teşekkür ediyoruz zabıtaya. Zafer kazanmış komutan edasıyla otele dönüyoruz. Yaşasın iskelet!
MÜZEYYEN
Müzeyyen de kim diye soracaksınız. Müzeyyen akşam gittiğimiz restoranın ismi. Tarihi Antakya konağını restore ederek yapmışlar. iki katlı, üst kat balkon gibi, kenarlarda masalar var. Zeki Müren, Müzeyyen Senar gibi sanatçıların şarkıları sanki eski plaktan çalınıyor havası var. Müzikler kulağa hoş geliyor, ses tonu iyi ayarlanmış, sakince sohbet edebiliyorsunuz.
Önce mezeler geliyor, seçiyoruz, garson yarımşar porsiyon almamızı tavsiye ediyor, porsiyonlar büyükmüş. Gerçekten de gelen mezelerin yarım porsiyonları Ankara'daki tam porsiyondan daha fazla. Farklı bulduklarım: Abu gannuş, ilginç bir ismi var, yoğurt ve patlıcandan yapılmış.
Çiğ köfte, bildiğimiz çiğ köftelere benzemiyor, kavrulmuş kıyma ile birlikte servis ediliyor, çiğ köfte tadı beklentiniz varsa hiç denemeyin.
Cevizli biber, adı üstünde, ezilmiş biber, ceviz, yağ, kimyon karışımı. Mezeler lezzetli, çiğ köfte hariç.
Garsonla sohbet ediyoruz, rakı çay bardağında içilir burada diyor, tutamadım kendimi nerelisin diyorum, Antakyalıymış. Hayret, Kırşehir ile aynı tarz. Yemek sonunda içtiğimiz kahvede köpüksüzdü. Kahveler bizde özellikle köpüksüz olur, köpüksüz kahve yapamayan kızlar evde kalır, evlenemez dedi. Garson bizi yedi mi, yoksa doğru mu söylüyor, emin olamadık. Üç saat oturduk, keyifli bir mekan, yiyecekler lezzetli, ortam ve müzikler güzel, fiyat Ankara'nın yarısı. Rezervasyon yaptırmak gerekir.
Tavsiye ediyoruz
HUMUSÇU NEDİM USTA
Humusun Antakya'nın milli yemeği olduğunu biliyorduk ama özel humus restoranları olduğunu bilmiyorduk. Nedim Usta onlardan biri. Humus, bakla ezmesi ve biber ezmesi yapıyorlar. Başka bir şey yok, ya da biz gittiğimizde yoktu. İstediğinizden sipariş verip ekmekle yiyorsunuz, yanına turşu ve yeşillik ikramı da var. Antakyalılar burayı kahvaltı yapmak için tercih edermiş. Adanalıların kahvaltıda ciğer yemesi gibi, ne de olsa yakın şehirler. Hepsini çok sevdik. Humus krema kıvamında, pütürlü humusu tercih ederim ama burada pütürsüz yapıyorlar. Üzerlerine bol zeytinyağı ve acı toz biber ile servis ediliyor. Ara öğün olarak düşünmeyin, tıka basa doyduk. Eğer hediyelik almak isterseniz paket yapılıyor.
Tavsiye ediyoruz.
TARİHİ AFFAN KAHVESİ
İki katlı tarihi taş binanın alt katı. Dışardan bakınca, yaşlıların oturduğu bildiğimiz kahvehane görüntüsü. Kahvehanenin içinden geçerek arka bahçeye ulaşıyorsunuz, ortam birden değişiyor, botanik bahçesi gibi, küçük bir fıskiyeli havuzu bile var.
Muhallebi benzeri bir tatlısı var, dondurma ve gülsuyu ile servis ediliyor. Üzerine de çay bardağında köpüksüz kahve içiyorsunuz. Tatlı ve kahvenin dillere destan bir özelliği yok. Mekan otantik, denemeye değer.
Tavsiye ediyoruz.
BAHTİYAR İPEK VE YILMAZ İPEKÇİLİK
Alışverişlerde görev paylaşımı yapıyoruz Belkıs'la. Basit görevler onun. Ne alınacak, nereden alınacak, kaç tane alınacak, hiç karışmıyorum ben, yapsın görevini. Varsa oturacak bir yer dükkanda, ilişiyorum hemen, nasıl olsa uzun oturacağım, etrafı seyrediyorum, gelen müşterileri izliyorum. Arada sırada soru gelirse bana, onaylama anlamında kafamı sallıyorum.
Zor görevler bende, eğer ortam uygunsa pazarlık yapmak, ödemeyi yapmak, paketleri taşımak. Yılların tecrübesi. Bu zor görevleri başarıyla yapıyorum.
Bazı alışverişlerde pazarlık yapmak alışverişin şanındandır. Tekstilciler bence bu kategoride. Satıcıda kıvamındaysa, al takke ver külah keyifli bir pazarlık olur. Bazen yalnızca alışverişe keyif katmak için bile pazarlık yaparım, hoşuma gider.
Yıllar önce Fransa'da bir kaç ay kalmıştım iş gereği, pazarlık yapardım satıcılarla, hiç fiyat inmezlerdi ama yanında hediye verirlerdi. Olsun pazarlık pazarlıktır.
Belkıs çok beğeniyor bu dükkanlarda satılanları. Ankara'da bu kadar çeşit ve kalite olmadığını söylüyor. Her ikimizde görevlerimizi itina ile yapıyoruz. Her iki satıcıdan da bol miktarda fular, eşarp ve ne olduğunu bilmediğim bir çok ipek malzeme alıyoruz, gerçekten ipek mi bunlar merak ediyorum.
UZUN ÇARŞI
Ankara Samanpazarı, Ulus, Çıkrıkçılar yokuşu karışımına benzeyen çarşı, eski Antakya'da bazı sokakların üstleri kapatılarak yapılmış, sokağın her iki tarafında da dükkanlar olan tarihi çarşı. Ne ararsanız var. Esnaf güler yüzlü, fiyatlar makul. Hakkıyla gezmek istenirse iki üç saat geçer burada. Bizde öyle yaptık. Tavsiye ediyoruz gezin mutlaka.
Alışverişin çoğunu bu çarşıdan yapıyoruz.
Ivır zıvır atıştırmaktan, onun bunun tadına bakmaktan doyuyoruz.
Defne Sabunu: Hatay'ın her yerinde defne ürünleri yaygın, özellikle mis kokulu sabunu, yüzde yirmi defne yağı olanından, yüzde yetmiş defne yağı olan sabuna kadar çeşit çeşit. Defne yağ oranı arttıkça fiyatı artıyor sabunun. Bolca aldık. Hatay'ın sembol ürünlerinden mutlaka alın.
Hatay Bıçağı: Bir kaç dükkanda esnafın aynı tip bıçağı kullandığını gördüm. Bıçaklar bildiğimiz bıçaklardan biraz farklı, kesen metal kısmının eni daha büyüktü normal bıçaklara göre. Uzun çarşıda görünce detaylı inceledim, çok keskin, genel amaçlı kullanılabilir. Almaya değer, üç adet farklı boylarda aldık. Tahmin ettiğim gibi güzel çıktı bıçaklar, kullanırken dikkatli olmak gerekir çok keskin.
Halhali Zeytin, Yeşil Zeytin: Hatay zeytinleri, Gemlik zeytinine göre küçük, cinsi öyle ya da bu iklimde ancak bu kadar büyüyor. Yeşil zeytini ailece tercih etmiyoruz, kahvaltıda siyah zeytin tüketiyoruz. Yeşil zeytine "halhali zeytin" diyorlar, küçük küçükler, satıcının ısrarı üzerine tadına bakıyoruz. Bizim bildiğimiz yeşil zeytinden farklı, bizimki zeytin turşusu gibi bunu yanında, nefis bir tadı var, çerez gibi ye. Bir kavanoz aldık, üç kilo. Dikkat etmek gereken tek şey, yenilebilecek miktar kadar kavanozdan çıkartmak gerekiyor, dışarıda kararıyor hemen, rengi bozuluyor. Tavsiye ediyoruz, zeytin seviyorsanız kaçırmayın.
Zahter: Çok duymuştum adını, bilmiyordum ne olduğunu, kekikmiş meğer, güya farklı bir kekikmiş, ben anlayamadım. Kekik işte.
Biber Salçası: Belkıs ısrarla Samandağ biber salçası istedi, başka yerde yapılmaz gibi herkes de Samandağ salçası satıyor zaten. Zehir gibi acı olanından aldık bolca. Çok güzel acılı ezme yapıyor Belkıs bu salçayla, bayıla bayıla yiyoruz. Almadan gitmek olmaz. Eşe dosta çokça alın.
Hatay Hurması: Trabzon hurmasına benzer, rengi ve sert oluşu, sanki olmamış da hammış gibi görünüyor. İnce kabuklu, soyması daha kolay, çekirdekli. Trabzon hurmasını seven bunu da sever, güzel meyve. Bir kaç kilo alıyoruz. Deneyin, pişman olmazsınız.
Peynirler: Biberli peynir meşhur, taze peynirler var künefe yapmak için. Peynirler hitap etmedi bize, peynir memleketi değil burası.
Kerebiç: Duymuştuk adını ama hiç tatmamıştık, özel kurabiyesini, aromalı tadı olan krema gibi bir maddeye batırarak yiyorsunuz. Bize hitap etmedi tadı.
Kabak Tatlısı: Bildiğimiz kabak tatlısına hiç benzemiyor, kabaktan yapılıyor ama kıtırlaştırılmış, Ne tadından ne de görüntüsünden kabak olduğunu anlamazsınız, çok şerbetli, tadına bakmak yetiyor, daha fazla yemek mümkün değil. Alan çok, bize göre değil. Denemekte fayda var.
GÜN SONU
Antakya'da bir gün daha geçti, iyi ki gelmişiz diyoruz. Yarın Samandağ taraflarını gezeceğiz.
Klavyene sağlık. Gitmiş gibi olduk. Devam.
YanıtlaSilTebrikler ne güzel anlatmışsınız. Ben de geçen ekimde oradaydım. Hiç görmemiş gibi okudum anılarınızı.
YanıtlaSilTeşekkür ederim güzel yorumlarınız için. Hatay bitmedi daha, son bir bölüm daha var, bence en ilginç olanı, henüz hazır değil.
YanıtlaSilHatay, medeniyetler şehri. Gerçekten özel ve kadim bir coğrafya. Eline sağlık, selamlar. MMehmet Ergün
YanıtlaSilTeşekkürler, Mehmet.
SilHatay'a gitmeden Hatay'ı gezmiş gibiyiz, eline sağlık...
YanıtlaSilTeşekkürler Adnan, gideceklere faydası olur umarım.
Sil