ASLI COVID-19 HASTASI, 2020 KASIM
Kasımın ilk haftası, Aslı bugün kendimi iyi hissetmiyorum diyor, ihtimal vermese de, ne olur ne olmaz, hemen test yaptırıyor, sonuç pozitif. Eyvah eyvah. Evde 4 kişiyiz, nasıl olacak, biz de kaptık mı virüsü acaba, nasıl koruyacağız kendimizi. Anında geliyor filyasyon ekibi, astronot elbisesi giyinmiş iki kadın. Uzaktan ilaçları veriyorlar, birisi asansörün kapısını tutuyor, asansör gitmesin diye, kaçarcasına gidiyorlar, soru sormamıza bile fırsat vermiyorlar, İlaçların nasıl kullanılacağı kutunun üzerinde yazıyor. Hepimize ev hapsi. Aslı 10 gün biz 14 gün karantinadayız, sanki biz yakalandık virüse, dile kolay tam 14 gün. Mehmet Ali evden çalıştığı için çok etkilenmiyor ama biz ne yapacağız, hiç dışarı çıkmadan, aynı evde Aslı ile hiç görüşmeden.
Aslı'yı çok sıkı karantinaya alıp, izole ediyoruz. Banyonun birini yalnızca Aslı kullanıyor. Odasından ancak lavaboya gideceği zaman çıkabiliyor, tam bir hücre hayatı. Diğer zamanlarda odasından hiç çıkmıyor. Yemeğini odasının kapısına bırakıyoruz. Gıda ve temel ihtiyaçlarımızı internetten karşılıyoruz.
Ateş ve halsizlik, ilk iki gün yüksek seyrediyor, İlaçların etkisiyle Aslı sürekli uyku halinde. Üçüncü günden itibaren biraz kendine geliyor, ateş düşüyor, halsizlik azalıyor. Altıncı gün neredeyse iyileşiyor. Sekizinci gün tekrar test yaptırıyor, yaşasın negatif. 11.gün işe başlıyor. Biz 3 gün daha ev hapsine devam. 14 gün evde kalmak sıkıcı ama olsun kazasız belasız bu süreci atlatıyoruz, hiç birimiz yakalanmadık ya virüse, mutluyuz.
BEN VE BELKIS COVİD-19 OLUYORUZ, 2020 ARALIK
İki hafta ev hapsi sonrası Kasımın son haftasında İşe başlıyorum tekrar, her şey yolunda. Bir hafta çalışıyorum, tam hafta sonu geldi derken, cuma akşama doğru hafif bir üşüme ve halsizlik hissediyorum. Akşam yemekte evdekilere de söylüyorum. Maske takmıyorum evde ama her ihtimale karşı yaklaşmıyorum kimseye, uzak duruyorum. Keşke taksaydım maskeyi. Ne olur ne olmaz, ayrı odada yatıyorum o akşam. Sabah kalktığımda yine aynı hafif üşüme hali ama iyi hissediyorum. Aslı nöbetçi, hemen arıyorum onu, baba riske atmayalım hemen test yaptıralım. Test sonucu akşama çıkacak, izolasyona devam.
Öğlene doğru işyerinden arkadaşım Umut arıyor, dikkatli olmam için bilgi veriyor, bende hafif üşüme ve halsizlik var, test yaptırdım, sonucu bekliyorum diyor. Eyvah eyvah aynı belirtiler, kovid olma ihtimalimiz yüksek. Akşama doğru tekrar arıyor Umut, sonuç pozitif, tamam hapı yuttuk. Bir kaç saat sonra da filyasyon ekibi beni arıyor; sonucunuz pozitif, on dakikaya geliyoruz. Gerçekten hemen geliyor bir kişi, bu sefer normal kıyafetli, uzak duruyor ama vebalıymışım gibi de davranmıyor, 2 kutu hap, her gün sabah akşam, birinden sekizer tane, öbüründen birer tane yutulacak.
Umut ile ortak bulunduğumuz ortamları düşünüyorum, hepsinde de maskemiz vardı, hiç uzun görüşmemiz olmadı, kimden nasıl kaptık bilmiyorum. O hafta içinde işyerinde çalıştığım binada 20 den fazla kişinin pozitif çıktığını öğreniyorum. Süper bulaştırıcı mı vardı ki?
Hastalığı Aslı gibi hafif geçireceğimi tahmin ediyorum. Belirtiler, burun tıkanıklığı, halsizlik ve hafif ateş. Tanıdıklar, eş, dost, akraba telefonla arıyorlar hastalığımı öğrenince, konuşmakta zorlanmıyorum, sıkıntı çekmeden hepsiyle rahat konuşabiliyorum, her şey normal, beklediğim gibi. Hastalık ilerlese bile, şanslıyım ki Aslı Aralık ayında kovid servisinde çalışıyor, hastalığı iyi biliyor.
İkinci gün tomografi çektiriyorum, akciğerlerde bölgesel buzlu cam görüntüsü var, yani ciğerler de hafif zatürre belirtileri var, bu hastalıkta olabilirmiş, telaşlanacak bir şey yok. Ara sıra oksijenimi ölçüyorum, 93-95 arası, normal limitlerde. Aslı uyarıyor, baba nefes almakta güçlük çekersen ya da oksijen 90 altına düşerse hastaneye yatman gerekir, tedavine hastanede devam ederiz, unutma, ihmale gelmez diyor.
Üçüncü ve dördüncü günlerde aynı, sıkıntı yok. Beşinci gün Aslı'da olduğu gibi iyileşmeyi bekliyorum artık. Umut'la konuşuyorum, Umut iyi hissediyor iyileşmeye başladığını söylüyor. Bir ara oksijenimi ölçüyorum, o da ne 88-89, tekrar yükseliyor, 90 oluyor, kötü hissetmiyorum ama, yine de Aslı'yı arıyorum. Baba hemen hastaneye. Şehir hastanesine yatırıyorlar beni korona servisine, hastane tabelalarından bu servisin daha önce beyin cerrahi servisi olarak kullanıldığını öğreniyorum. Korona hastası çoğalınca değiştirmişler hemen. Kendi kendime espri yapıyorum, kimsede beyin yok ki, beyin cerrahisine de ihtiyaç yok demek ki.
ŞEHİR HASTANESİ, 2020 ARALIK
Odam Bilkent’e bakıyor, 3. kat, bir cephe boydan boya cam, bir tane pencere var, hafif açılabiliyor, sık sık havalandırmak rahatlatıyor, iyi oluyor. Tek kişilik odada kalıyorum, geniş ferah bir oda, özel hastanelerin çoğunda yoktur böyle oda, kocaman çek yat var refakatçı için. Dışarıda kuru ayaz olmasına rağmen oda iyi ısınıyor, istediğiniz sıcaklığa ayarlayabiliyorsunuz.
Hastanede hemen damar yolu açılıyor. İlk gün düşük oranlarda oksijen ve kortizon veriyorlar. Kortizonun, beni hemen olumlu etkileyeceğini söylüyor doktorlar. Moral veriyorlar, suratım nasıl görünüyorsa artık, endişelenmememi, nice 90 yaşındakilerin iyileşip gittiğini söylüyorlar. Ben kötü hissetmiyorum ki zaten. Kendime güvenim tam, turp gibiyim. Tahliller fena değil. Zaten doktorlar da hep olumlu şeyler söylüyor. Aslı'nın duygusal davrandığını, boşuna telaş yaptığını, gereksiz yere hastaneye yattığımı düşünüyorum.
Hastalığa yakalandıktan beş gün sonra Belkıs'da benimle aynı belirtileri gösteriyor, hemen test ve tabii ki sonuç pozitif. Belkıs hastalığı benden kapıyor, fazladan sırt ağrısı da var. Tomografisinde de kalp zarında sıvı birikmesi görülüyor. Aslı bu durumu söylemiyor Belkıs'a ve bana, moralimiz bozulmasın diye. Babama refakatçı olursun, hem de çabuk iyileşirsin diye ikna ediyor Belkıs’ı, doğru hastaneye.
Ben hastaneye yattıktan bir kaç gün sonra, Aralık ayının ortalarında Belkıs'da hastaneye geliyor, aynı odada kalıyoruz. Niçin yattığına bir türlü anlam veremiyor. Neden geldim buraya, nefes alma sıkıntım yok, oksijen seviyem 99, evde iyileşebilirdim diyerek söyleniyor. Bir süre birlikte kalıyoruz. İyi günde kötü günde beraberiz. Neyse ki kortizona ihtiyaç duymadan bir haftada durumu iyiye gidiyor, nefes alma sıkıntısı hiç olmuyor. Küçükken zatürre geçirmiş Belkıs, çok endişeleniyor ciğerlerinden ama korktuğu başına gelmedi. Bir ara göğüs doktoru geldi, Belkıs’ın filmlerine bakmış. Küçükken zatürre geçirip geçirmediğini sordu. İki ay sonra göğüs bölümünden randevu alın kontrol olmanızda fayda var dedi. Benden önce taburcu oldu Belkıs.
Hastanede üçüncü günüm. Sabah saat 6, uyandım, lavaboya gidiyorum, bugün daha farklı hissediyorum, sık nefes alıyorum, halsizliğim artmış. Lavabo da yüzümü bile zor yıkıyorum, nefes almakta zorlanıyorum, daha doğrusu ben nefes almaya çalışıyorum ama hava gelmiyor, sanki yeterli güçle çekmiyorum havayı içime, daha bir güçle çekiyorum havayı olmuyor yine yeterli hava gelmiyor. Anormal bir durum olduğunu anlıyorum. Hızlıca yatağa doğru gidiyorum, atıyorum kendimi yatağa. Sanki hava yok odada, bitmiş. Korkunç bir şey nefessiz kalmak, nefes alamamak. Oksijen hortumunu alıyorum burnuma hemen, çekiyorum içime ama rahatlama yok, çok zor nefes alıyorum. Buraya kadarmış, galiba gidiyorum, Abbas yolcu, eşhedü enla ilahe illallah. Aslı geliyor, oksijen miktarını arttırıyor, biraz rahatlıyorum. Hocasına haber veriyor Aslı. Kortizon miktarını arttırıyorlar. Bu duruma stokin fırtınası deniyormuş. İyileşmeyi beklerken çok daha kötüleşiyorsun, hücreler kendilerini yok ediyorlar. Kortizon ve oksijen miktarı arttırılmasına rağmen kandaki oksijen seviyem bir kaç gün yükselmedi. Hoca yüzüstü yatmamı istedi, ciğerleri açıyormuş. Sırtüstü yatmak yerine yüzüstü ve yan yatmaya gayret ettim. İş yerinde benimle birlikte hasta olanların hepsi iyileşiyor, ben kötüleşiyorum. Hiç bir kronik rahatsızlığım da yok, şans işte.
Naz yapan hasta değilimdir, mız mız etmem, ağrı eşiğim yüksektir. Halsizlik neyse de nefes alamamak dayanılır gibi değil. Öyle bir illet ki nefesi ciğerlerde tutamıyorsunuz. Yıllar önce, diş hekiminden; dolgularımı yaparken ağrı kesici iğne kullanmamasını istedim, emin misin, dayanamazsın dedi, ısrar ettim, peki deneyelim dedi. Gıkım çıkmadı, o ağzımın içinde çalışırken. İğne olmak ve sonrasında oluşan uyuşma hissi benim için katlanması daha zor. Bu acıya nasıl dayandığıma şaşırmıştı diş hekimi. Sonraki ziyaretlerimde uyuşturucu iğneyi istemediğim halde yaptı, uyuşturmazsam her an ters bir hareket yapacağını düşünerek rahat çalışamıyorum dedi, mecburen kabul ettim.
Kortizonun ne olduğunu hastanede öğrendim, tedavi amaçlı kullanımı dışında, bazı sporcuların yasa dışı kullandığı doping maddesi, bana verilen kortizon miktarı arttırılınca, iştahım da müthiş arttı. Sürekli bir şeyler yemek istiyorum. Hastanede verilen tatlı hariç her türlü yemeği silip süpürüyorum. Tatlıya karşı isteğim yok. En çok da turşu ve lahmacun çekiyor canım, sanki aş eriyorum. Evden gelen meyveler, yiyecekler, hiç bir şey bırakmıyorum. Sabah kahvaltı bitmeden öğlen yemeğini düşünmeye başlıyorum. Dünyayı yiyeceğim sanki, korkunç bir yeme isteği.
Sabah kahvaltı 6.30 da. Henüz dışarısı zifiri karanlık, 8.30 da ancak aydınlanıyor. Gün aşırı haşlanmış yumurta, her gün beyaz peynir yada kaşar, tereyağı, bal yada reçel, bazen salçalı acılı sos, bazen simit, Ankara simidi, yanında çay veya süt. Öğlen çorba, et ve sebze yemeği, makarna ya da erişte, meyve, tatlı. Akşam da benzeri menü. Her öğün yoğurt var. Süt ve yoğurt Aynes marka. Porsiyonlar bol, yemekler lezzetli, hiç hastane yemeği gibi değil. Yemek konusunda seçici değilim ama yine de takdir ediyorum yemek kalitesini.
Gün, sabah 6 da temizlikçilerin gelmesiyle başlıyor, paspas ve dezenfekte ediyorlar odayı, banyo ve lavaboyu temizliyorlar. Güler yüzlüler, işlerini ciddiyetle yapıyorlar, korkmuyorlar virüsten, alışmışlar. Her gün iki kez doktorlar, dört kez hemşireler geliyor vizit, ilaç ve kontroller için. Hepsi de kovid uzmanı, kovid savar olmuşlar, işlerini dikkatle yapıyorlar, kovid servisinde çalıştıklarını bilmiyormuş gibi canla başla görevlerini yapıyorlar. Ben olsam bu kadar virüslü hasta arasında nasıl çalışırdım bilmiyorum. Allah yokluklarını göstermesin.
Kortizon damar yolundan veriliyor. Ayrıca kan sulandırıcı iğne yapılıyor ve bilmediğim menekşe renkli küçük bir hap yutuyorum, her gün düzenli olarak kan alınıyor ve şeker ölçümü yapılıyor, oksijen seviyem kontrol ediliyor. Sabahtan akşama kadar televizyon açık, boş boş bakıyorum kanallara. Öyle böyle geçiyor vakit. Son iki gün hariç sürekli oksijen alıyorum burnumdan. Odadan dışarı koridora çıkmak yasak, Allahtan oda büyük de bir kaç adım atabiliyorum, hareketsizlikten kaslarım zayıflıyor, tam bir hücre hayatı.
Bir süre sonra yüzümün görüntüsü değişiyor. Yüzüm büyüyor, ay yüzlü oluyorum, kortizon kullananların yüzünün aldığı şekle ay yüzlü deniliyor. 17 gün hastane tedavisinden sonra Aralık sonunda yeterince iyileşip taburcu oluyorum, sağlığıma kavuşuyorum, bir süre de evde tedaviye devam ediyorum. Yılbaşını ailemle birlikte evde geçiriyorum, çok şükür.
TABURCU OLUYORUM
Eve gider gitmez turşu kavanozuna saldırıyorum, bir kaç tane salatalık yiyorum, Seval'in yaptığı gerçek ev turşusu, süper lezzetli turşu, biraz da meşhur Çubuk turşusundan alıyorum, adı çıkmış Çubuk turşusunun, Seval'in yaptığı turşu on basar. Aslında yemiyorum turşuyu, aceleyle tıkınıyorum, Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyor, bu ne acele, yavaş ye oğlum boğulacaksın, ardından atlı mı geliyor? derdi. Evdekiler hayretler içinde ne yaptığımı anlamaya çalışıyorlar, engellemeseler bir kavanoz turşuyu yiyebilirdim. Kortizon kullananların tuzlu yememeleri gerekiyormuş ama turşu gözümde tütüyordu dayanamadım. Ah şu kortizon ah. Çocuklar ve Belkıs benim yemek yememi şaşkınlıkla izliyor, yemek yemiyorum sanki saldırıyorum, anında silip süpürüyorum. Doymak nedir bilmiyorum. Bu kadar fazla yemek yememe rağmen kilo da almadım. Evde aldığım kortizon hapları bitince iştahımda normalleşmeye başladı.
En küçük bir zorlamada, yorulmada nefes almam hemen güçleşiyor. Zamanla açılacakmış ciğerlerim. Kan sulandırıcı iğne ve ekopirin kullanmaya devam ediyorum. Evde dinlendikçe daha iyi hissediyorum. Zor bir süreçten geçtiğimi biliyorum. Aslı olmasa belki çok daha ağır geçirecektim kim bilir.
Eve geldikten sonra aldığım bir haberle çok üzülüyorum. 30 yıldır birlikte çalıştığım iş yerinden arkadaşım Adem’i kovid nedeniyle kaybettiğimizi öğreniyorum. Aynı zamanlarda virüse yakalandık Adem’le, aynı hastanede yattık, ben kefeni yırttım ama o yoğun bakımdan çıkamadı, nefesi yetmedi. Aynı yaşlardaydık. Hasta olmadan önce işyerinde ayaküstü görüştüğümüzü hatırlıyorum. Emeklilik planı yapıyor, yılbaşında emekli olacağım, yoruldum artık diyordu. Uşaklıydı, köyünde tarlasına ceviz fidanlarını dikmiş, onları yetiştirecekti. Hayalini gerçekleştiremedi, ömrü yetmedi. Allah rahmet eylesin.
Eve çıktıktan iki hafta sonra iyileşiyorum, artık işe dönebilirim. Ocak ortasında tekrar işe başlıyorum.
SON SÖZ
Bu hastalığın kime nasıl etki yapacağı belli değil. Ben de kendime güveniyordum, hiçbir kronik rahatsızlığım yok, bana bir şey olmaz diyordum. En iyisi iyi korunmak ve hastalığa yakalanmamak. Bir musibet bin nasihatten daha iyi derler ya, bu hastalığın tek faydası hayatın değerini daha iyi anlamak oldu, nefes almanın bile ne kadar önemli olduğunu anladım. Hayatta karşılaştığım sorunlara hoşgörüyle bakmak gerektiğini, keskin sirkenin küpüne zarar verdiğini, en önemli şeyin yaşamak, sağlıklı yaşamak olduğunu öğrendim. Hayata bakış açımın değiştiğini söyleyebilirim.
Hiç kimsenin hastalanmaması ve herkesin sağlıklı olması dileğiyle, önce sağlık.
Eline, diline ve kalemine sağlık. Güzel yazı olmuş. Kutlarım.
YanıtlaSilSağol Abi.
YanıtlaSilÜzücü, sıkıntılı bir dönem olmuş, ama yazıyı çok beğendim. Çok içten, çok güzel bir yazı...
YanıtlaSilTeşekkürler İlknur, kimse acı çekmesin.
YanıtlaSil