1 Kasım 2020 Pazar

Yaşam Yeri Olarak, Datça'mı? Fethiye'mi? 2020 Eylül, 2. Bölüm

 DATÇA'DAN FETHİYE

Datça Fethiye arası yaklaşık 4 saat. Datça'nın, karadan tek çıkışı olan Marmaris'ten sonra, Dalaman, Göcek yolunu izleyerek Fethiye'ye ulaşıyoruz. Datça Marmaris arasında yol kenarında bir kaç yerde yaban eşekleri görüyoruz, doğada yaşamaya, hayatta kalmaya çalışıyorlar, yol kenarında buldukları yiyeceklerle, ne bulurlarsa artık. Çöplerini arabadan dışarı atan, yol kenarına bırakan çok insan var, eşekler için şans. Arabada yiyecek olarak ne varsa, elma, armut, ekmek, durup veriyoruz bir grup eşeğe. Yol o kadar dar ki, trafiği tehlikeye atmamak için iyice yanaşıyorum kenara. Belkıs hemen ver yiyecekleri, beklemek tehlikeli diyorum. Belkıs kapıyı açıp iniyor ve kayboluyor, Belkıs yok, yol kenarı dik, Belkıs kayıp düşüyor, neyse ki bir şeyi yok, kahkahalarla gülüyoruz. Eşekler insanlara alışmış, kaçmıyorlar, sakin sakin yiyorlar. Kısmette yaban eşeklerini beslemekte varmış.

Marmaris'te "Balcı Gökmen'de" durup bal alıyoruz. Balcı Gökmen fiyatları abartmış, nedeni; Marmaris bu sene çok sıcak yapmış, bal az olacakmış.  10 dakika Marmaris turu yapıyoruz. Yalnızca üç beş yabancı turist görüyoruz, çok sakin Marmaris, pandemi fena vurmuş.

Klasik ziyaret yerimiz, Akçapınar  "Aşıklar Yoluna" uğramadan geçemiyoruz, okaliptus ağaçlarının arasında yürümenin hazzına varıyoruz. Tost yiyoruz ritüel olarak, yine beğenmiyoruz, bir daha yememeye kararlıyız. Nasıl ünlü olmuş bu tost anlamakta güçlük çekiyoruz. Böyle bir manzara da özelliği olan, güzel bir yiyecek, içecek olmamasına şaşırıyoruz, varsa da biz bilmiyoruz. 

Marmaris'ten Fethiye'ye kadar her yer yemyeşil. Datça'nın kurak olduğu daha iyi anlaşılıyor. Datça'da bir akşam üzeri çarşıya indiğimizde sular kesikti, gün boyu da akmamış, kullanılabilir tuvalet bulmak için çok uğraştım. Restoranların tuvaletleri kapalıydı susuzluktan, ama mutfakları hep açıktı, varın gerisini siz düşünün.

FETHİYE

Fethiye'ye ilçeden çok, 160 bin nüfusuyla şehir demek daha doğru. Göcek bile Fethiye'nin mahallesi olarak geçiyor.  Datça nüfusu sadece 25 bin. 

Fethiye'ye gelmeden önce, Arkadaşım Civan'ı arıyorum, eşi Sevgi ile birlikte, Fethiye'de otel ve pırlanta işiyle uğraşıyorlar. Markaları "infinity".  "İnfinity lily apart'dan" yer ayırıyor bize. Otel Koca Çalış'ta, denize 4-5 yüz metre, yanından dere akıyor, çevresi balta girmemiş orman gibi, yemyeşil bitki ve ağaçlar, yeşilin bin bir tonu. Derenin içini nilüfer kaplamış, çiçekleri de var. Lily'nin nilüfer çiçeği olduğunu orada öğreniyoruz. 

Otele yerleşiyoruz, otel müşterileri çoğunlukla yabancı, İngiliz, Rus ve diğer ülkelerden. Oda düzenlemesinde de onlar dikkate alınmış, doğal olarak. Odada ilk gözümüze çarpan kocaman bir jakuzi, Civan gelişmeleri, değişimi ve piyasayı iyi takip eder, demek ki yabancı müşteriler için jakuzi önemli. O an "Kafa Radyo'da"  yayınlanan "Nihat ve Sivrisinek" programı aklıma geldi, Sivrisinek sürekli her konuşmasının arasına bir jakuzi sokuşturur, jakuzi aşağı, jakuzi yukarı,  jakuzi saplantılı bir rolü var. Espriler bile jakuzi üzerine. Tam ona göre bir oda.

 Jakuzi bizim için yalnızca bir süs. Oda da çok yer kaplayan bir süs. En az 2 ton su alır, neymiş masaj yapıyormuş, yazık o kadar suya, hakkımız olmadığını düşünüyorum tonlarca içme suyunu harcamaya. Kaldığımız süre boyunca hiç kullanmadık. Doğal kaynakları pervasızca tüketiyoruz, buna bir şekilde son vermemiz gerekiyor. Param var istediğim kadar doğal kaynak kullanabilirim diyenler kesinlikle engellenmeli. Örneğin Ankara'da çim ekimi yasaklanmalı.

Sevgili Civan arıyor, akşam bizdeyiz yemekte, bekliyoruz balık var. Akşam karanlıkta yön duygum kayboluyor. Telefondan google gps ile buluyoruz evi. Sohbeti koyulaştırıyoruz, sosyal mesafeye de dikkat ediyoruz. Civan pişiriyor balıkları, deniz levreği, gerçekten çok lezzetli, Datça şarabıyla birlikte şahane gidiyor, yemekte her şey çok nefis ve özenli, Sevgi'nin ellerine sağlık. 

Soruyorum Civan'a, hangi semte bakalım, ne dersin?  Cevap tam politik, "gezin abicim her yeri, Belkıs nereyi beğenirse oradan alın evi, Belkıs'ın beğendiği yer en iyi yerdir, sözümü dinle bak, sen de rahat edersin." Hiç riske girmiyor çok akıllı, siz önce beğenin almadan önce konuşalım, teknik bilgileri veririm diyor. Sevgi, politik değil, Koca Çalış'ı tavsiye ediyor, sahile yakın ve denizi temiz, bir de Foça yani Çalış, hareketli ve nezih bir semttir. Gecenin geç saatlerine kadar sohbet ediyoruz. 2 gün yokuz diyor Civan, Denizli'de olacaklarmış. Otele dönüşte yine gps kullanıyoruz, ilk gün, Fethiye'de yön bulma becerim oluşmadı henüz. Diğer günlerde bile bir kaç kez kullanmak zorunda kaldık gps desteğini.

Sabah erken kalkıyoruz, tertemiz hava, oksijen çarpıyor, uyuyamıyoruz daha fazla. Sonraki gecelerde odada sivrisinek avlıyoruz, çevre hep su, bitki, esintide yok, sivrisinek kaçınılmaz. Datça'yı düşünüyoruz, sürekli estiği için hiç sivri olmadı, esinti bir kez olmadı, o da bir kaç saat, sivriler saldırmıştı hemen.

Haydi Belkıs dışarıya, hem çevreyi tanır hem de denize gireriz. Gelirken ekmek alırız, kahvaltı odanın balkonunda. Bu tatilde riskin daha fazla olduğunu düşünerek, özellikle dışarda kahvaltı yapmamaya özen gösterdik pandemi nedeniyle. Hem Datça hem Fethiye'de balkonda yaptığımız kahvaltılardan büyük keyif aldık. Beş yıldızlı otel kahvaltılarından bu kadar hoşlanmamıştık. Otel çevresi yemyeşil, derede nilüfer çiçeklerine bakıyoruz, su üzerinde büyük büyük çiçekler, çok ilginç, sanki birileri çiçekleri derenin içine yanlışlıkla düşürmüş gibi, su üstünde öylece duruyorlar.

Denizin hangi tarafta olduğunu göremiyoruz, her yer düz ve bitkilerle kaplı. Biraz yürüyünce denize gidenleri görüp takip ediyoruz. Çok kolaymış yol. Sahile varıyoruz. Deniz dalgalı, dalga yalnızca sahile yakın kesimde. Biraz yürüyüp dalgasız bir koy buluyoruz, atlıyoruz denize. Nerde Datça'nın o mavi, temiz denizi, kıyaslanamaz bile.

Gelmeden önce internet araştırması yaptım, Foça, Çiftlik(Koca Çalış), Akarca ve Babataşı semtlerini yaşanabilecek yerler olarak belirledim. Sevgi'nin de önerileri bu yönde oldu zaten. Araştırmalarımızı bu semtlerde yapacağız. Bu semtlerin ortak özellikleri sahile paralel sıralanmaları ve yerli yada yabancı dışardan gelenlerin çok oldukları yerler. Fethiye'de aynı zamanda çok yoğun yerli nüfus var. 

Kahvaltı sonrası araba ile çevreyi dolaşıyoruz, Koca Çalış genellikle eski yazlıkların ya da bireysel villaların olduğu semt, sosyal yönü zayıf, sezon dışı kalınmaz, bir de dev gibi otel yapıyorlar sahile, iyice kirlenecek deniz, hiç bir özelliği kalmayacak, eliyoruz burayı. 

Foça güzel semt beğeniyoruz, bir kaç emlakçı ile konuşuyoruz, semti tanıyıp ev geziyoruz. Siteler gerçekten çok güzel, Türkiye değil de başka ülke gibi, hele yaşayanları gördükten sonra. Giriyoruz bir siteye, tatil köyü havasında, korunaklı gerçek site, Datça'daki siteler gibi adı site değil. İki katlı binanın dubleks olan üst katı satılık, altta iki daire üstte iki daire var. Kapılarda isimlikleri okuyoruz, Smith, Brown, Jones, Williams, gezdiğimiz ev dahil tamamı İngiliz. Sitenin yüzde doksanı İngiliz. Yaşlı İngilizler ve biz. İngiliz huzurevi gibi. Yazın varlar kışın yoklar. Sitenin güzel olması yeterli değil, site sakinleri de önemli. Foça'da gezdiğimiz bir kaç site daha aynı havada. Foça'da yerleşme fikrinden uzaklaşıyoruz.

Türklerin de yaşadığı semtlere, merkeze doğru biraz daha yaklaşıyoruz. Akarca ve Babataşı. Merkeze ve Çalış'a eşit uzaklıkta. Denize girilmiyor bu semtlerde ama parklar, yürüme ve bisiklet yolları var sahilde. Türkler ve yabancılar birlikte yaşıyorlar. Bu iki semti beğeniyoruz. Gezdiğimiz evler hoşumuza gidiyor.

BABADAĞ

Sanmayın ki Fethiye'de yalnızca semt ve ev baktık, yarı zamanda da gezdik. Yazımda, yalnızca bu sefer gezdiğimiz yöreleri anlatacağım, yoksa Fethiye'de gezilecek yerler o kadar çok ki. Babadağ bunlardan ilki. Yıllardır televizyondan izlerim yamaç paraşütçülerini, hep gıpta ederim nasıl bir yer, nasıl atlıyorlar diye. Kısmet bu seneymiş. Üniversite yıllarımda paraşütle atlamıştım uçaktan, merakım var o yıllardan  beri. Fethiye'den  Babadağ çok yakın görünmesine rağmen, kıvrıla kıvrıla 0 dan, 1200 m yüksekliğe çıkan yol 25 km ve 45 dakika da ancak ulaşılmakta. Daracık bir yol, ormanların içinden geçerek ulaşılyor. 1200 metrelik yüksekten başlıyorlar yamaç paraşütü ile uçmaya. O kadar yüksek ki, uçaktan aşağı bakar gibi hissediyorsunuz. Hatırlıyorum, ben uçaktan atlarken yükseklik 500 m idi, burada 1200 m, çok daha yüksek.

Zirve en az 5-6 derece daha soğuk ve müthiş esiyor. Kışın kar olurmuş. Özel olarak yamaç paraşütü için yapılmış tesisler, camlı yürüme yolu, kafe, atlama pisti her şey o kadar güzel ki. Bütün gün keyifle burada kalabilirim ve hiç sıkılmam. İnanın insanda yamaç paraşütü ile uçma isteği uyandırıyor. Fiyatı da uygun, 350 tl, ya da 50 dolar. Ölüdeniz'den çıkış ve eğitim dahil. Görseniz pilotları gencecik, aslan gibi gençler, çok da efendiler, öyle ustalaşmışlar ki sanki çok basitmiş gibi uçmak. Keyifle yaptıkları çok belli. Günde kaç kez uçuyorlar kim bilir, ekmek parası. 

Bir saat kadar kaldık yukarda, Belkıs, üzerim çok ince üşüyorum demese uzun kalırdık. Bir saatte en az 50 uçuş yapılmıştır. Yukarıda teleferik direkleri gördük, Ölüdeniz'den başlayan teleferik, Babadağ zirveye kadar ulaşacakmış. Çok az kalmış tamamlanmaya. Manzara izlemeyi, heyecanı seviyorsanız mutlaka ziyaret edin.

YEŞİL ÜZÜMLÜ

Yeşil Üzümlü, Fethiye'nin yaslandığı tepede bir yayla köyü. Yaklaşık 15 km. Yolu güzel, asfalt. Merak ettik gittik. Ormanlar içinde bir yayla köyü. İngilizler burayı yıllar önce keşfetmiş, yazın daha serindir tahminim. İngilizler için denizden önce güneş daha önemli. Onların geldiği yıllarda tarla fiyatları da çok ucuz, hemen satın alıp yerleşiyorlar, fiyatlarda fırlıyor doğal olarak. Çok bir özelliğini göremedik ama ormanın içinde harika havası var.

ÖLÜDENİZ

Türkiye'de yaşayan bir insanın gözlerini kapatın, birlikte İngiltere'ye gittiğinizi söyleyin, gereken arka plan fonu da oluşturun. Ölüdenize getirin, gözlerini açın, bahse girerim Türkiye'de olduğunu anlamaz. Sıcak bir İngiltere kasabası zanneder, sıcak olmasına da şaşırır. Her şey İngilizlere göre ayarlanmış, ne de olsa para onlarda, restoran menüleri onlar için, kafeler de içecek ve futbol maçı yayınları onlar için. Dükkanlar öyle. İngilizlerin çok yoğun yaşadığı bir yer olsa gerek. Türkiye Türklerindir diye bir söz vardı, artık pek duymuyorum, Türkiye parayı verenindir demek daha doğru galiba.

FETHİYE BALIK HALİ

Balık yeme mekanı ve meyhane olarak, gördüğüm en iyi yerlerden. Balığı, ortada bulunan balıkçı tezgahlarından alıp gözünüzü kestirdiğiniz bir restoranda pişirtiyorsunuz. Restoranlar iç içe, hangisi nerede başlıyor bitiyor belli değil. Çok kalabalık bir yer, sakin zamanda gitmekte fayda var.

KIYASLAMA

Datça ve Fethiye, her ikisi de Akdeniz'de olmasına rağmen, birbirlerinden çok farklılar. 

Datça'da su kısıtlı, Fethiye su cenneti, her yerden su fışkırıyor, yemyeşil. 

Datça çoğunlukla yerli tatilci ama Fethiye'de çok fazla yabancı tatilci ve yerleşimci var. Yabancılar Fethiye'nin standartlarını yükseltmiş, disipline etmiş, örneğin kamusal alanlar, yollar, sahil, çok daha temiz. 

Havaalanı, Fethiye'ye 45 dakika, Datça'ya ise 3 saat. 

Ankara'dan Fethiye, Datça'ya göre 100 km daha kısa ve yolu daha konforlu. Datça'nın yolu çok zorlu.

Datça'nın sağı deniz, solu deniz, önü deniz, yanı deniz, her yer kapalı. Bir yere gitmek için mutlaka önce Marmaris'e ulaşmak gerekiyor. Fethiye'nin her yanı açık, ulaşımı kolay, yakın çevresi daha keyifli.

Datça'nın denizi harika, dünyada yok. Fethiye'de o kadar değil, güzel deniz için Fethiye'nin çevresine gitmek gerekiyor.

Hava sıcaklık değerleri benzer olmasına rağmen, Datça sürekli esen rüzgar nedeniyle daha konforlu.

Fethiye yerleşimi düzlükte, yürümek ve bisiklet için daha uygun, Datça, hem yokuş hem de yaya ve bisiklet için planlanmamış.

Fethiye yaz, kış sürekli yaşanan bir yer. Datça'ya sezon dışı gidilmez.

Fethiye şehir yaşantısına daha yakın, Datça henüz bakir.

Ev fiyatları yaklaşık aynı

Fethiye'nin sosyal olanakları daha fazla.


SON SÖZ

Kıyaslama sonucu tercihimiz Fethiye. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder