3 Mayıs 2020 Pazar

Ankara'dan Adana'ya 2. Gün

ADANA KAHVALTISI, LEVENT BÖREK, 2019 EKİM SONU
Otelden kahvaltıyı yapmadan kendimizi dışarı atıyoruz, Adana usulü kahvaltıya. Adanalılar hafta sonu kahvaltısını ciğer kebap ile yaparmış, cesaret edemedik, tercihimizi börekten yana kullandık. Cumartesi akşamları ile gündüz kapalı olan Rıza Böreği deneyememiştik, bu sefer tercihimizi, kapalı olan Rıza Börek yerine Levent Börek'den yana kullanıyoruz. Levent börek Seyhan ırmağının karşı tarafında, otele yürüme mesafesinde değil. Burası sabahın kör karanlığında, ezan vakti açılır öğlen olmadan börekler biter ve kapanırmış. Saat 9 gibi börekçideyiz.

Sabahın bu saatinde, süslenmiş gelin arabası börekçinin önüne park etmiş. Börek yiyip düğüne mi gidecekler ya da akşam düğün yapıp sabaha kadar eğlendiler de sabah buraya mı geldiler, yoksa gelenek midir, farklı bir dünya Adana. Sanayi benzeri bir yerde 2 katlı eski bir binanın 1. katı. Börek dışarda tabla içinden tartılarak satılıyor, yağı sızmasın diye yağlı kağıtlara konuluyor, elinize alıyorsunuz, tabureler dışarda, servis yok, self servis. Para peşin, yer bulursanız tabureye oturup, eğreti masalarda çabucak yiyorsunuz. Çay isterseniz onu da ayrıca alıyorsunuz. Mahşer yeri gibi, çok kalabalık neredeyse börek bulduğunuza şükrediyorsunuz. Normalde sıra olurmuş önünde 15-20 dakika beklenirmiş. Bizim önümüzde bir kaç kişi vardı, beklemedik.

 İki çeşidi var böreğin, peynirli ve pastırmalı, ikisinden de alıyoruz. Yaşasın iki tabure bulup oturuyor ve yağlı kağıt üzerinde böreklerimizi yiyoruz.

Bu kadar zahmetle alabildiğimiz börek nasıl? gerçekten merak ediyoruz tadını. Börek, bildiğimiz su böreğine çok benziyor. Su böreğinde yufkalar kalındır, suda haşlanarak tepsiye dizilir, Levent börek de böreğin üst ve alt 3-4 katı baklava yufkasıyla yapılmış, çıtır, gevrek, orta kısımlar su böreği ile aynı kalın yufkadan, kısaca gözlemimiz böyle. Yağda tereyağı kokusu var, umarım tereyağı kullanmışlardır, yağ miktarı o kadar fazla ki kağıda akıyor, böreğe yağ mı katılmış yoksa yağa börek mi katılmış belli değil, çok ağır bir tat, yine de yiyoruz tamamını, tabakta yiyecek bırakılmaz ya! İyi ki çok almamışız.  Pastırma böreğe yakışmamış, peynirli daha iyi. Peynirli 10 üzerinden 7, pastırmalı 5. Niye bu kadar meşhur anlamadık, Adanalılar galiba çok yağlı seviyor. Ankara'da, Adana usulü börekçiler daha güzel, örneğin Bülent Börek, lezzetli hijyenik, Adana'daki kadar olmasa da yine de çok yağlı. Hatta bahse girerim ki Ankara Mis Başak Erzurum usulü su böreği yapıyor, Adana'dan çok daha güzel, şube sayısı artınca kaliteyi bozmalarına rağmen.

KAZANCILAR VE ÇEVRESİ.
Tekrar Kazancılardayız, Yağ Cami'yi geziyoruz, 1500 ler de kiliseden camiye çevrilmiş, önünde yağ pazarı kurulması nedeniyle Yağ Cami ismini almış. Külliyesiyle birlikte çok hoş mistik bir yapısı var.
Yağ Cami'nin hemen yanında adını hatırlayamadığım küçük bir büfe var şalgam satan, önü sürekli kalabalık. Şalgam ve simit satıyor, dışarda, bardağınızı üzerine koymak için küçük masalar var. Simit Adana simidi, Ankara simidi kadar olmasa da çok güzel, çıtır simit. Burada simit, şalgam ile yeniyor, şalgam acısız satılıyor, acılı isterseniz, acıyı sıvı halinde kendiniz ilave ediyorsunuz istediğiniz kadar, acı oranını böyle ayarlıyorsunuz. İstenirse şalgamın içine kırmızı havuç da veriliyor, güzel bir tadı var havuç turşusu gibi. Burada şalgamdan iki bardak içiyorum acılı, tadı süper, simitle de iyi gidiyor. Şalgam ve simit 10 üzerinden 10.
Saat kulesinin hemen yanında bulunan parkta bulunan çay evinde oturup soluklanıyoruz, çay içiyoruz, güzel çay. Orada bulunan çay ve tütün dükkanlarına girip sohbet ediyoruz. Tütüncüde çeşitli tütünler satılıyor, tercih ettiğiniz sigaranın markasını söylüyorsunuz, tütünü hazırlayıp sigara olarak sarıp uygun fiyata istediğiniz kadar satıyorlar, sigaraya göre epey ucuz olmalı ki satışları iyi. Çay dükkanındayız, sahibi ile çaylar hakkında konuşuyoruz, bize çaylar hakkında bilgi veriyor, ne çok çay çeşidi varmış, meğer hiç bir şey bilmiyormuşuz çaylar hakkında. Hepsi de ithal, hafif içimli çaydan bir kilo alıyoruz.

Yanda, Ramazanoğlu külliyesi ile Ulu Cami'yi geziyoruz. Her ikisi de 1500 ler de Ramazanoğlu beyliği döneminde yapılmış, harika yapılar. Külliyenin içinde şadırvan ve oturacak yerler var, çay servisi de yapılıyor, yer bulup oturamadık, insan tarihin içine girmiş gibi hissediyor, sanki bir eski medrese ya da film seti gibi, mutlaka gezilmeli.

TAŞ KÖPRÜ
Tarihi taş köprü Seyhan nehri üzerinde, saat kulesine yakın, 10 dakika da varıyoruz. Romalılar dan kalma ve günümüzde de kullanılmakta olan bu köprü yaklaşık 300 metre uzunluğunda. Köprü yalnızca yaya trafiğine açık. Kullanımda olan dünyanın en eski köprüsü. Müthiş bir duygu, köprüde yürümek heyecan verici, Adana'nın sembolü. "Adana Köprü Başı" türküsünü mırıldanarak, köprünün yarısına kadar yürüyüp geri dönüyoruz.
Seyhan nehri o kadar cılız akıyor ki, dere gibi, belki 100 metrelik yatağının ancak bir metresini kullanıyor. İlkbahar aylarında Seyhan'ın taştığını haberlerden öğreniyoruz, insanın inanası gelmiyor, nasıl bu kadar cılız bir derenin dev gibi ırmak olup yatağına sığmadığına.

MESUT KEBAP
Son olarak Mesut kebabı deniyoruz, otele yakın 300 metre. Divan otelin bitişiğinde, sanki otelin parçası gibi. Eski kebapçılardanmış, ama burası yeni yerleri galiba. Diğer kebapçılar gibi tarihi ya da Adana özellikli bir yer değil. İçi dışı güzel, ferah yeni modern bir konsept. Ankara'da Günaydın restoran benzeri. Şiş ve Adana söylüyoruz, ikramlar güzel, sade lezzetli, hizmet güzel. Çevredekiler çoğunlukla  aile olarak gelmişler, alkol kullanımı yaygın, uzun oturulan bir yer. Bütün yemekler, hijyen ve hizmetleri çok güzel, tam puan 10. Fiyat olarak diğerlerinden  daha yüksek ama fahiş değil, konsept olarak bu fiyatlar normal. Mesut kebap da kendinizi Adana'da gibi hissetmiyorsunuz, Ankara' da da olsa aynı şeyleri hissedersiniz, yöresel değil ama çok güzel.

DOKTORUM ŞALGAM
Otelden ayrılıyoruz, yakındaki Doktorum şalgamdan şalgam suyu içiyoruz, 10 numara beş yıldız. Adana'nın çeşitli yerlerinde şubeleri var. 2 tane 5 litrede paket yaptırıp bagaja atıyoruz. Kebapçılarda içtiğimiz şalgam sularının hepsinden daha iyi. Düşündüm de 2 günde ne  çok şalgam suyu içmişiz, ama keyifle içiliyor, hoş bir içecek. Ankara'da şalgam suyuna ihtiyaç hissetmememiz ilginç.

SON
Adana' ya tam mevsiminde geldiğimizi düşünüyorum. Her şey çok güzel. İnsanlar biraz şiveli konuşuyor ama kulağa hoş geliyor. Cana yakın, yardımsever insanlar. Gerçek bir tarih hazinesi. Yemek kültürü müthiş zengin, Antep hep öne çıkıyor ama Adana'da tanıtım yapılsa Antep ile yarışır. Buradan daha iyi kebap yapan yer var mı bilmiyorum, Adana'da her yerde güzel yapılıyor kebap. Hayvansal yağ, sakatat, tatlı, alkol ve şalgam tüketimi çok fazla. Kalp ve damar hastalıklarının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu düşünüyorum. Gerek tarihi gerekse gurme kültürüyle müthiş bir yer, iyi ki gelmişiz ama iki gün az geldi, yeni Adana Seyhan gölü tarafını ve çevresini hiç göremedik. Bir daha ki sefere.
Hoşça kal Adana.

2 yorum:

  1. Gelecek yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Erdal Bey, anılarını büyük bir merakla okuyorum. Bir kısmını gezdiğim yerleri, mekanları öyle güzel, öyle akıcı anlatmışsın ki çok beğendim. Yazmaya devam, yazmak özünde insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur çünkü. Stilindeki mühendis tarzı, yazılarının sağlam bir iskelete sahip olmasını da getirmiş beraberinde. Anıların, zaman mı geçiyor, insan mı sorusuna da güzel bir yanıt olmuş. Eline sağlık. Aydoğan Yazıcı

    YanıtlaSil